Ana içeriğe geç

Dünyayı saran ahtapot: Emperyalizmin etki ağı

Bugün dünyayı yalnızca ordular yönetmiyor. Sınırları yalnızca tanklar çizmiyor. Savaşlar artık sadece cephede verilmiyor. İnsanlığın karşı karşıya olduğu en büyük tehlikelerden biri; görünmeyen ama her yere uzanan küresel etki ağlarıdır.

Dünyayı saran ahtapot: Emperyalizmin etki ağı
Aydınlık
16

Bu ağların merkezinde Amerikan-Avrupa emperyalizmi ve İsrail siyonizmi bulunuyor. Kimi zaman demokrasi söylemiyle… Kimi zaman insan hakları ambalajıyla… Kimi zaman özgürlük, çevre, kültür-sanat, medya ya da dijitalleşme adı altında…

Ama sonuç değişmiyor.

Milletler kendi öz gücünden koparılıyor. Devletler içeriden dönüştürülüyor. Toplumların hafızası siliniyor.

Bugün artık klasik işgal modeli geride kaldı. Yeni model; zihinleri, kurumları, ekonomileri, kültürü ve şehirleri kuşatma modelidir. Karşımızda devasa bir ahtapot var.

Ve bu ahtapotun her kolu farklı bir alanda çalışıyor.

MEDYA: AHTAPOTUN EN GÜÇLÜ KOLLARINDAN BİRİ

Bugün medya yalnızca haber verme aracı değildir. Aynı zamanda algı üretim merkezidir. Küresel sistemin en etkili aparatlarından biri haline gelen medya düzeni; televizyon kanalları, dijital platformlar, fonlu haber siteleri, sosyal medya ağları, influencer mekanizmaları ve PR şirketleri üzerinden toplumları yönlendirmektedir.

Hangi savaşın “özgürlük mücadelesi” olduğuna… Hangi işgalin “insani müdahale” diye sunulacağına…Hangi ülkenin “otoriter”, hangisinin “demokrat” ilan edileceğine…

Artık büyük ölçüde bu medya ağları karar veriyor. Atlantik sistemine direnen ülkeler şeytanlaştırılıyor. Teslim olan yönetimler ise “çağdaş”, “uygar”, “özgürlükçü” diye pazarlanıyor.

Daha tehlikelisi ise şudur: Bu operasyonlar artık açık propaganda biçiminde yürümüyor. “Bağımsız gazetecilik” etiketiyle geliyor. “Sivil medya” maskesiyle sunuluyor. “Özgür basın” söylemiyle paketleniyor. Oysa perde arkasında fon ağları, küresel merkezler ve ideolojik yönlendirme mekanizmaları çalışıyor.

SİVİL TOPLUM MASKESİYLE GELEN KUŞATMA

Ahtapotun ikinci kolu sivil toplum alanıdır.

Vakfı… Derneği… Düşünce kuruluşu… İnsan hakları platformu… Çevre hareketi… Gençlik organizasyonu…

İlk bakışta masum görünür. Fakat mesele yalnızca çevrecilik değildir. Yalnızca kültür-sanat değildir. Yalnızca kadın hakları değildir.

Bu alanlar çoğu zaman jeopolitik operasyonların taşıyıcı kolonuna dönüştürülmektedir.

Önce toplumun hassas olduğu kavramlar seçilir: Demokrasi… Kent hakkı… Kültürel miras… Katılımcılık… Özgürlük…

Sonra bu kavramların içine küresel hedefler yerleştirilir.

Böylece milli devletin karar mekanizmaları içeriden baskılanır. Bugün dünyanın birçok ülkesinde yaşanan “renkli devrimlerin”, sokak operasyonlarının ve toplumsal mühendislik süreçlerinin arkasında tam da bu yapıların bulunduğu artık sır değildir.

AKADEMİ ÜZERİNDEN ZİHİN İNŞASI

Ahtapotun en stratejik kollarından biri üniversitelerdir. Çünkü emperyalizm şunu çok iyi bilir: Bir ülkenin geleceğini ele geçirmek için önce o ülkenin düşünme biçimini değiştirmek gerekir. Burs programları… Uluslararası değişim projeleri… Akademik fonlar… Konferans ağları… Yayın merkezleri…

Hepsi yeni bir “aydın tipi” üretmek için kullanılmaktadır. Bu yeni tip; kendi milletinin tarihine mesafeli… Batı’nın kavramlarına bağımlı… Milli devleti “eski model” gören… Bağımsızlığı “otoriterlik” diye yaftalayan… Kendi toplumuna yukarıdan bakan bir zihniyetle yetiştirilmektedir.

Türkiye’nin kendi tarihsel aklıyla düşünmesi istenmiyor. Batı merkezli kavramlarla hareket eden bir toplum haline gelmesi hedefleniyor.

EKONOMİK BAĞIMLILIK: MODERN SÖMÜRÜ DÜZENİ

Eskiden ülkeler işgal edilirdi. Bugün borçlandırılıyor. Uluslararası finans merkezleri, kredi kuruluşları, derecelendirme şirketleri ve sıcak para sistemi üzerinden ülkeler ekonomik kıskaca alınıyor.

Üretim yerine tüketim… Sanayi yerine rant… Tarım yerine ithalat… Emek yerine faiz…

Dayatılan model budur.

Sonuçta ortaya çıkan tablo ise şudur:

Üreten millet değil… Borçlanan millet. Kendi fabrikasını kapatan… Kendi çiftçisini tasfiye eden… Kendi pazarını küresel şirketlere açan toplumlar zamanla ekonomik bağımsızlığını kaybediyor. Ekonomik bağımsızlığını kaybeden bir ülkenin siyasi bağımsızlığını koruması ise mümkün değildir.

KÜLTÜR VE DİJİTAL OPERASYONLAR

Ahtapot yalnızca devleti hedef almıyor. İnsanın ruhuna saldırıyor. Bugün dizilerden dijital platformlara… Müzik sektöründen oyun endüstrisine… Sosyal medya akımlarından influencer kültürüne kadar devasa bir kültürel operasyon yürütülüyor.

Yeni insan tipi inşa ediliyor. Köksüz… Kimliksiz… Ailesinden kopmuş… Tüketim bağımlısı… Haz merkezli… Uyuşturucu kültürü… Sanal bahis… Kumar düzeni… Mafyatik yaşam tarzı… Şiddetin normalleşmesi… Aile kurumunun aşındırılması…

Bütün bunlar tesadüf değildir. Toplumun manevi direnci kırılmadan emperyalizmin tam hakimiyet kuramayacağını biliyorlar.

ŞEHİRLER VE KÜLTÜREL MİRAS ÜZERİNDEN YENİ DÜZEN

Küresel sistemin en dikkat çekici operasyon alanlarından biri de şehirlerdir. Kentsel dönüşüm… Kültürel miras projeleri… Uluslararası fonlar… Yaratıcı şehir konseptleri… Turizm yatırımları…

İlk bakışta kalkınma gibi görünür. Fakat bazı projeler şehirlerin tarihsel hafızasını dönüştürmek için kullanılmaktadır.

Özellikle liman kentleri… Tarihi çarşılar… Vakıf malları… Eski ticaret merkezleri…

Bu nedenle stratejik öneme sahiptir. Çünkü mesele yalnızca bina değildir. Mesele şehirlerin ruhudur. Bir milletin hafızası şehirlerinden silinirse, geleceği de zayıflar.

ASKERİ KUŞATMA VE GÜVENLİK HATTI

Ahtapotun en görünür kolu askeri kuşatmadır.

NATO üsleri… Vekil örgütler… İstihbarat ağları… Askeri tatbikatlar… Özel güvenlik yapıları…

Türkiye bugün Ege’den Doğu Akdeniz’e… Suriye’nin kuzeyinden Karadeniz’e kadar çok yönlü bir kuşatma hattıyla karşı karşıyadır.

Amaç açıktır: Türkiye’yi komşularından koparmak. Atlantik sistemine bağımlı hale getirmek. Bölgesel üretim ve güvenlik merkezine dönüşmesini engellemek.

TOPLUMSAL FAY HATLARI ÜZERİNDEN OPERASYON

Emperyalizmin en eski yöntemlerinden biri “böl-yönet” stratejisidir. Türk-Kürt… Alevi-Sünni… Laik-dindar… Göçmen-yerli…

Toplumun tüm fay hatları sürekli kaşınmaktadır. Çünkü milli birlik dağıtılmadan milli devlet teslim alınamaz. Millet kendi içinde kavga ederken emperyalizm bölgesel planlarını daha rahat uygular. Bu nedenle Türkiye’nin en büyük gücü; ortak vatan bilinci ve milli birlik ruhudur.

SONUÇ: HEDEF MİLLİ DEVLETTİR

Bugün saldırı yalnızca bir hükümete değildir.

Yalnızca bir siyasi partiye değildir.

Asıl hedef; Türkiye’nin bağımsız yaşama iradesidir. Hedef; milli devlettir. Hedef; üretim ekonomisidir. Hedef; aile yapısıdır. Hedef; gençliktir.Hedef; kültürel hafızadır.

Bu nedenle mücadele yalnızca siyasi bir mücadele değildir.

Aynı zamanda kültürel… Ekonomik… Akademik… Dijital… Ahlaki… Toplumsal bir mücadeledir.

Bugün Türkiye’nin önündeki görev açıktır:

Üreten Türkiye’yi kurmak. Milli devleti güçlendirmek. Gençliği korumak. Fon mekanizmalarını denetlemek. Kültürel bağımsızlığı savunmak. Şehirlerin ruhuna sahip çıkmak. Atlantik merkezli bağımlılık zincirlerini kırmak.

Çünkü ahtapotun kolları ne kadar büyük olursa olsun… Millet örgütlenirse… Devlet uyanırsa… Üretici güçler birleşirse… O kollar birer birer kesilir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler