Ana içeriğe geç

Tarihin gölgesinde bir ömür

Senelerce, senelerce evveldi. Hollanda’ya ilk adımımı attığımda, henüz okul sıralarının tozunu üzerimden yeni silkelemiştim.

Tarihin gölgesinde bir ömür
Cumhuriyet
16

Senelerce, senelerce evveldi. Hollanda’ya ilk adımımı attığımda, henüz okul sıralarının tozunu üzerimden yeni silkelemiştim. Amsterdam’ın o kendine özgü ıslak havasına karışan mürekkep kokusuyla başladı buradaki gazetecilik serüvenim. Ve bu meslek, insanı insana kavuşturur; pek çok renkli, pek çok sıradışı insanla yolumu kesiştirdi. Bunlardan biri -belki de en unutulmazı- Güner Kuban’dı.

Amsterdam’ın göbeğinde kurulu Honolulu Bar, yalnızca bir içki mekânı değildi. Türkiye sosyetesinin, sanatçılarının, aydınlarının, Hollanda politikacılarının gözde kaçamak noktasıydı. Ajda Pekkan, Semiramis Pekkan, Duygu Asena... Bir çırpıda aklıma geliveren isimler bunlar; o loş, her daim kalabalık barda kendilerine yer bulan, bir soluk alan insanlar. Duvarlar Güner Kuban’ın resimleriyle kaplıydı. O resimler hâlâ gözümün önünde: renk renk, çarpıcı, tıpkı sahibi gibi. Duvarlardaki resimlerden birisi de 1969 yılında uğruna Hollanda’ya geldiği kız arkadaşı, hayat arkadaşı Tonny’ydi. Sevdiğini ağır bir hastalık sonrası kaybetmesi büyük bir darbe olur Kuban’ın yaşamında.

AMSTERDAM’DAN YALIKAVAK’A

Doksanlı yılların sonunda Güner Kuban bu efsane mekânı tam 22 yıl sonra kapattı ve Türkiye’ye döndü. Ama sıradan bir dönüş değildi bu. Bodrum Yalıkavak’ta, çizimlerini bizzat kendisinin yaptığı bir villa inşa etti ve orada kök saldı. Geçtiğimiz günlerde ben de o mekâna misafir oldum. Doksanlarını çoktan geçmiş bu canlı tarihin kapısını çalmak bir görev gibi hissettiriyordu bana. Tam iki saat konuştuk. Söylenen her sözü kayıt altına aldım; kim bilir, belki bu söyleşi bir gün, başka bir mecrada okuyucuyla buluşur. Ama bu yazıda önce şunu söylemem gerek: Güner Kuban, Kurtuluş Savaşı’nın ünlü ismi Çerkes Ethem’in yeğeni.

RESMİ TARİH, AİLE TANIKLIĞI

Babası, Çerkes Ethem’in ağabeyi, subay ve ilk dönem milletvekillerinden babası Çerkez Reşit Bey. Bu ayrıntı, onun yaşamöyküsünü bambaşka bir ışıkta görünür kılıyor.

Çerkes Ethem, Kurtuluş Savaşı’nın en tartışmalı, en çarpıcı figürlerinden biridir. Seyyare kuvvetleriyle Anadolu’daki pek çok isyanı bastırmış, Salihli cephesinde Yunan kuvvetlerini durdurmuş, savaşın kritik yıllarında etkin bir komutan olarak öne çıkmıştı. Milletvekili olan ağabeyleri Tevfik ve Reşit Bey ile birlikte güçlü bir ailenin parçasıydı. Ne var ki İsmet İnönü ile yaşanan derin görüş ayrılıkları ve kuvvetlerini Batı Cephesi Komutanlığı bünyesinde birleştirme meselesindeki çatışma, bu üç kardeşin kaderini kökten değiştirdi.

Çerkes Ethem, bir dönem Yunan kuvvetlerinin yardımıyla Anadolu’yu terk etmek zorunda kaldı. Sürgün yıllarını Ürdün’de geçirdi ve Amman’da, Şeria nehri kıyısında, henüz altmış üç yaşındayken geçirdiği bir kalp kriziyle yaşamını yitirdi. Güner Kuban ise amcasının teslim olmadığını ısrarla vurguluyor: Ethem, bir evde kıstırılmış, yaralı olarak Yunan kuvvetlerince ele geçirilmişti. Bu ayrıntı önemli. Resmi tarih bir şey söylüyor; ailenin tanıklığı başka bir şey. Ve Güner Kuban, bu iki anlatı arasındaki gedikle yaşamını geçirmiş biri.

Onun kendi macerası da Kurtuluş Savaşı’nın hemen ardından başlar. Uzun yıllar doğduğu Atina’da yaşadı; yaşamının bir bölümü Lübnan’da geçti. Sürgün ve yurt arasında salınan bir yaşam ama hiçbir zaman sanatından ve yaşam enerjisinden vazgeçmeden.

Söyleşimizin ayrıntılarını başka bir yazıya bırakıyorum. Ama şunu şimdiden söyleyeyim: Doksanını aşmış bu yazar, mimar insan, tarihin tam ortasında duruyor. Özellikle tarihi anlatırken hiç de yorgun görünmüyordu.

Kaynağa Git

İlgili Haberler