Hicrî 75 (694) yılında Emevî halifesi Abdülmelik b. Mervân'ın Irak umumî valisi Haccâc b. Yûsuf, Medâin valisi Mutarrif b. el-Mugîre'ye görünüşte basit, gerçekte ise son derece ağır bir soru yöneltti. "Sizin peygamberiniz mi daha şereflidir, yoksa halifeniz mi?" Bir başka rivayette soruyla yetinmedi, cevabı da kendisi verdi. "Abdülmelik Allah'ın halifesidir ve Allah katında elçilerinden daha değerlidir." Emevî döneminin önde gelen tarihçilerinden Belâzürî'nin aktardığına göre Mutarrif'in dili bir an tutuldu. Ardından şu hükmü verdi: "Vallahi o kâfirdir."
Bu kısa karşılaşma, hicrî birinci yüzyılın sonunda İslâm dünyasını kasıp kavuran temel soruyu bütün açıklığıyla ortaya koyuyordu. İktidar, peygamberin bile üstüne çıkarılan, eleştirilemez ve kutsal bir mevkiye mi yükselecek, yoksa hukukun ve ümmetin önünde hesap veren bir emanet olarak mı kalacaktı? Bu soruya cevap veren bir teorisyen değil, yönetimin içinde olan tecrübeli bir valiydi. Mutarrif, hicrî 77 (696) yılında Abdülmelik ve Haccâc'a biatını geri çekerek bu itirazı bir siyasal programa dönüştürdü. Ortaya koyduğu şey, yalnızca bir siyasî tavır değil, bir meşruiyet ölçüsüydü.