Res.1
Pek aziz okurlar,
Güneşin yeryüzüne en dik açılarla hükmettiği yaz mevsiminin gelişi, geleneksel yaşamda hem mekânın hem de beslenme pratiklerinin yeniden tanzim edilmesini mecbur kılar. Bilhassa da yakın tarihe kadar şehir mimarisinin dış dünyaya açılan en mühim nefes alma alanları olan, ancak günümüzün dikey yapılaşma pratiği karşısında tenhalaşarak kaybolan balkonlar, bir zamanlar toplumsal hayatın ve mevsimlik rehavetin adeta merkezî üssü hüviyetindeydi.
O balkonları süsleyen, sokaklara neşeli birer estetik katan renkli şemsiyeler, sadece kızgın gün ışığına karşı çekilen mütevazı birer siper değil, aynı zamanda hanenin yaz safasının da en bariz bir görsel nişanesiydi. Bugün mimarî dönüşüm neticesinde o renkli gölgelikler ve geniş balkonlar büyük oranda şehir hafızasına çekilmiş olsa da o mekânların masalarında icra edilen lezzet ritüeli, kültürel bir sabit olarak varlığını sürdürmektedir.
Mesela soğuk ve tuzlu bir kalıp peynirin keskinliğine refakat eden, sulu yapısıyla beden hararetini muvazeneye getiren bir dilim karpuz, hâlâ kokusuyla sofrayı süsleyen kavun, bu mevsimsel mukavemetin en sadık üçlüsünü teşkil eder. Modern hayatın daralan alanlarında bugün sadece pratik bir yaz sofrası yahut alelâde bir serinleme vasıtası olarak kabul gören bu ziraî ürünler, esasta Nil Vadisi’nden İpek Yolu’na, Abbasî Bağdat’ından Osmanlı saray mutfağına uzanan, yüksek siyaset ve diplomasi ağlarıyla örülü muazzam bir tarihî tekâmülün bakiyesidir. O hâlde eğer ki hanelerinizde karpuzlar ve kavunlar yerini almaya başladı ise geliniz bu tekâmülün birkaç basamağını bir hoşça ve beraberce ziyaret edelim.