Ana içeriğe geç

Fed’in yeni başkanı ve küresel etkileri

Fed’in yeni başkanı ve küresel etkileri
Ekonomim.com
16

Bu haftanın en önemli ekonomi gündemi, para politikası açısından Amerikan Merkez Bankası (Fed) tarafından açıklanan faiz kararıydı. Beklendiği üzere Fed, politika faizini yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit tuttu.

Ancak piyasaların asıl odaklandığı konu Fed'in yeni Başkanı Kevin Warsh'ın ilk Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısının ardından vereceği mesajlardı.

Warsh, göreve geldikten sonraki ilk toplantıda yaptığı açıklamalarla yalnızca para politikasına yaklaşımını değil, Fed'in karar alma ve iletişim mekanizmasını da önemli ölçüde değiştireceğinin sinyallerini verdi. Bunun ilk yansımasını ise önceki metinlerden oldukça farklılaşan yeni basın açıklamasında gördük.

Özellikle Fed'in yıllardır uyguladığı ileriye dönük sözlü yönlendirme yaklaşımına karşı olduğunu açıkça ortaya koyması, piyasalarda dikkatle takip edilen en önemli gelişmelerden biri oldu. Nitekim Fed üyelerinin ekonomik görünüm ve faiz beklentilerini ortaya koyduğu noktasal tahminler içerisinde ekonomik projeksiyon paylaşmayan tek üye de yine Warsh oldu.

Merkez Bankaları Neden Sözlü Yönlendirme Yapar?

Peki, merkez bankaları neden sözlü yönlendirme yapar ve Warsh neden bu yaklaşımı değiştirmek istiyor?

Merkez bankacılığında sözlü yönlendirmenin temel amacı, piyasalardaki belirsizliği azaltmak ve finansal oynaklığı mümkün olduğunca sınırlamaktır. Böylece merkez bankaları, faiz oranlarını değiştirmeden de ekonomik beklentileri etkileyebilir ve para politikasının etkinliğini artırabilir.

Modern merkez bankacılığında iletişim, en az faiz kararları kadar önemli bir politika aracına dönüşmüştür. Merkez bankası başkanlarının kullandığı ifadeler, konuşmalarındaki tonlama, basın toplantılarındaki vurgu ve hatta bazen beden dili bile yatırımcılar tarafından dikkatle analiz edilir.

Bu nedenle merkez bankası başkanlarının kamuoyu ile etkili iletişim kurabilmesi, para politikasının başarısında kritik bir rol oynar.

Greenspan Döneminden Bugüne

Bu durumun en dikkat çekici örneklerinden biri, 1987 ile 2006 yılları arasında Fed Başkanlığı yapan Alan Greenspan döneminde yaşanmıştı. Greenspan'ın yapacağı konuşmalar öncesinde finansal piyasalarda adeta bir tahmin yarışması başlar, hatta bazı yatırımcılar o gün taktığı kravatın rengine bakarak konuşmasının "güvercin" mi yoksa "şahin" mi olacağını tahmin etmeye çalışırlardı.

Elbette bu örnek işin biraz uç noktasını temsil ediyor. Ancak burada önemli olan nokta, merkez bankalarının yönlendirmeleri sayesinde piyasalarda aşırı tepkilerin önüne geçilebilmesidir.

Aksi halde yatırımcılar her ekonomik veriyi veya her jeopolitik gelişmeyi farklı şekillerde yorumlayabilir; bu da tahvil faizlerinden döviz kurlarına kadar birçok finansal göstergede sert dalgalanmalara yol açabilir.

İşte bu nedenle Fed'in yıllardır yayımladığı noktasal tahmin grafikleri, yalnızca gelecekteki faiz kararlarına ilişkin değil, aynı zamanda kurul üyelerinin ekonomik görünümü nasıl değerlendirdiğine ilişkin de önemli ipuçları sunuyor.

Fed Daha Opak Bir Döneme Mi Giriyor?

Ancak yeni dönemde Fed'in bu şeffaflık anlayışından kısmen uzaklaşabileceğine ilişkin sinyaller alıyoruz. Warsh, basın toplantısında Fed yönetiminde beş öncelikli alan belirlediğini açıkladı:

  • Fed iletişimi
  • Fed'in bilanço politikası
  • Veri kaynaklarının kullanımı ve güvenilirliği
  • Dönüşüm çağında verimlilik ve istihdam
  • Fed'in enflasyon çerçevesi

Bu başlıklar arasında en kritik olanı hiç kuşkusuz Fed iletişimi.

Küresel Merkez Bankacılığı İçin Bir Dönüm Noktası

Fed, dünyadaki birçok merkez bankası için referans kurum niteliğindedir. Özellikle 2008 Küresel Finans Krizi sonrasında merkez bankalarının şeffaflık düzeyleri belirgin biçimde artırılmış, iletişim politikaları para politikasının ayrılmaz bir parçası haline gelmişti.

Fed'in bu alanda geri adım atması ise diğer merkez bankalarının da benzer uygulamalara yönelmesine yol açabilir. Bu nedenle iletişim politikasında yaşanacak değişiklikler yalnızca teknik bir tercih olarak değerlendirilmemeli. Aslında bu tercih, merkez bankacılığının geleceğine ilişkin daha geniş bir tartışmanın da başlangıcını oluşturuyor.

İletişim kanallarının azaltılması piyasa güveni açısından da bazı riskleri barındırıyor. Çünkü merkez bankalarının bağımsızlığı kadar öngörülebilirliği de finansal istikrarın temel unsurlarından biridir. Ayrıca, Fed'in piyasalarla kurduğu iletişim biçimi yalnızca Amerikan finansal piyasalarını değil, küresel sermaye akımlarını da doğrudan etkiliyor. Dünyanın rezerv para birimini ihraç eden merkez bankasının verdiği her mesaj, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki faiz oranlarından döviz kurlarına kadar geniş bir alanı etkileyebiliyor.

Enflasyon Hedefi Tartışması

Warsh'ın açıkladığı beşinci öncelik alanı olan Fed'in enflasyon çerçevesi ise piyasalarda ayrı bir tartışma yarattı. İlk etapta yatırımcılar Fed'in uzun yıllardır koruduğu yüzde 2'lik enflasyon hedefinin değiştirilip değiştirilmeyeceğini sorgulamaya başladı.

Warsh basın toplantısında bu endişeleri gidermeye çalışarak Fed'in mevcut yüzde 2 enflasyon hedefini değiştirmeyi planlamadığını açık şekilde ifade etti. Ancak piyasaların aklındaki soru işaretleri tamamen ortadan kalkmış değil. Nitekim son yıllarda yüksek kamu borcu, kalıcı bütçe açıkları, ticaret savaşları ve jeopolitik riskler nedeniyle bazı ekonomistler yüzde 2'lik hedefin artık gerçekçi olmadığını savunuyor.

Trump'ın Beklentisi ve Warsh'ın Zorlu Dengesi

Bunun temel nedeni siyasi baskılar…

Bilindiği üzere Başkan Donald Trump uzun süredir daha düşük faiz oranlarını savunuyor ve Fed'in büyümeyi desteklemek amacıyla daha hızlı faiz indirimlerine gitmesini istiyor.

Ancak mevcut ekonomik koşullar Warsh'ın işini oldukça zorlaştırıyor. Amerikan ekonomisinde istihdam piyasası hâlâ güçlü görünümünü korurken, yüksek enerji fiyatları da enflasyon risklerini canlı tutuyor. Özellikle Orta Doğu kaynaklı jeopolitik gelişmeler nedeniyle petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi, Fed'in faiz indirimleri konusunda temkinli davranmasını gerektiriyor.

Bu nedenle Warsh'ın atacağı her adım yalnızca ekonomik veriler açısından değil, aynı zamanda Fed'in bağımsızlığı açısından da yakından izlenecek. Eğer piyasalar Fed'in siyasi baskılar doğrultusunda hareket ettiği kanaatine varırsa, enflasyon beklentilerinde bozulma yaşanabilir.

Dünyayı Bekleyen Risk

Amerika'da enflasyon beklentilerinin bozulması yalnızca ABD ekonomisini ilgilendiren bir gelişme değildir.

Doların küresel rezerv para olması nedeniyle ABD tahvil faizlerinde yaşanacak yükseliş, dünya genelindeki borçlanma maliyetlerini de artıracaktır. Risk primlerinin yükselmesi özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından daha pahalı dış finansman anlamına gelir.

Türkiye gibi dış finansman ihtiyacı bulunan ekonomiler açısından bu süreç daha yüksek borçlanma maliyetleri, daha oynak sermaye akımları ve daha kırılgan finansal koşullar yaratabilir.

Bu nedenle Fed'de yaşanan değişim yalnızca yeni bir başkanın göreve başlaması olarak görülmemelidir. Asıl mesele, küresel merkez bankacılığının son yirmi yılda inşa ettiği şeffaflık ve iletişim anlayışının yeni dönemde nasıl şekilleneceğidir.

Önümüzdeki aylarda piyasalar yalnızca Fed'in faiz kararlarını değil, Fed'in bundan sonra nasıl konuşacağını da en az faiz kararları kadar dikkatle takip edecektir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler