Ana içeriğe geç

Kıyamet neden gelmedi?

Nüfus artışının dünyayı açlığa ve kaynak krizine sürükleyeceği öngörüsü, 200 boyunca en çok tartışılan fikirlerden biri oldu. Ancak tarım teknolojilerinden bilimsel keşiflere uzanan yenilikler, insanlığın en büyük avantajının doğal kaynaklardan çok üretme ve çözüm geliştirme kapasitesi olduğunu ortaya koydu.

Kıyamet neden gelmedi?
Cumhuriyet
16

Birkaç ay önce yaşamını yitiren biyolog Paul R. Ehrlich ülkemizde çok tanınmasa da dünyada teorileri çokca tartışılan bir isimdi. Kimileri onu çevre hareketinin öncülerinden biri olarak andı, kimileri ise gerçekleşmeyen karamsar öngörülerini hatırlattı. Ancak Ehrlich'in ismi en çok 1968 yılında yayımladığı “Nüfus Bombası” (Population Bomb) isimli kitapla yaşamaya devam edecek.

İlk bakışta kitap yalnızca bir bilimsel çalışma gibi durmuyordu. Aynı zamanda insanlığın geleceğine ilişkin en etkili kehanetlerden biriydi. Anlattığı hikâye ise Ehrlich'ten çok daha önce başlamıştı.

1798 yılının soğuk bir Londra akşamında İngiliz din adamı ve iktisatçı Thomas Robert Malthus çalışma masasının başında oturuyordu. Sanayi Devrimi Avrupa'yı dönüştürmeye başlamıştı. Kentler büyüyor, nüfus artıyor, toplum değişiyordu. Malthus önündeki sayılara baktığında insanlığın geleceği hakkında karanlık bir sonuca vardı. İnsan nüfusu geometrik olarak artıyordu. İki, dört, sekiz, 16...

Ancak bir sorun vardı. Gıda üretimi aynı hızla büyüyemezdi. Bir noktada insanlar çoğalacak ama onları besleyecek kaynak bulunamayacaktı. Malthus, o yıl yayımladığı “Nüfus İlkesi Üzerine Deneme” eserinde savaşların, salgınların ve kıtlıkların kaçınılmaz olduğunu yazdı. Doğa böylece dengeyi yeniden kuracaktı. Ancak bu düşünce yalnızca bir akademik tartışma olarak kalmadı, insanlığın en kalıcı korkularından birine dönüştü.

İNSANLIĞIN EN BÜYÜK KORKUSU

Aradan yaklaşık 170 yıl geçtikten sonra Paul Ehrlich aynı kaygıyı modern dünyanın diliyle yeniden ifade etti. Kitabı yayımlandığında dünya nüfusu yaklaşık 3.5 milyardı. Ehrlich'e göre gezegen alarm veriyordu. Önümüzdeki yıllarda yüz milyonlarca insan açlıktan ölecek, kaynaklar tükenecek ve uygarlık büyük bir krizle karşı karşıya kalacaktı. Eseri olağanüstü bir etki yarattı ve milyonlarca sattı. Bir kuşağın çevre ve nüfus anlayışını biçimlendirdi.

Bugünden bakınca ilginç olan şey, Ehrlich'in korkularının bütünüyle mantıksız görünmemesidir. Gerçekten de dünya nüfusu hızla artıyordu. 1800 yılında dünya üzerinde yaklaşık bir milyar insan yaşıyordu. Bugün ise sekiz milyarı aşmış durumda. Ancak Malthus ve Ehrlich hesaplarında aynı değişkeni gözden kaçırmıştı; insan yaratıcılığını.

Malthus'un döneminde tarım büyük ölçüde insan ve hayvan gücüne dayanıyordu. Buharlı makineler, modern gübreler, gelişmiş sulama sistemleri ve tarımsal mekanizasyon ortada yoktu. Ehrlich'in döneminde ise sessiz bir devrim yaşanıyordu. Tarım bilimci Norman Borlaug'un geliştirdiği yüksek verimli tahıl çeşitleri sayesinde başlayan Yeşil Devrim, dünya gıda üretiminde olağanüstü bir artış sağladı. Birçok bölgede kıtlık korkusunun önüne geçildi. Borlaug daha sonra Nobel Barış Ödülü ile ödüllendirilecekti.

Ancak hikâyenin belki de en ilginç bölümü 1980 yılında yaşandı. Maryland Üniversitesi'nden ekonomist Julian Simon, Ehrlich'in karamsarlığına uzun süredir itiraz ediyordu. Simon'a göre insanlığın en değerli kaynağı petrol, bakır veya buğday değildi. İnsan zekâsıydı.

BÜYÜK İDDİA

Onun teorisine göre kaynaklar azaldığında insanlar yeni yöntemler bulacak, yeni teknolojiler geliştirecek ve çözümler üretecekti. Sonunda ikili arasında tarihe geçen bir bahis yapıldı. Ehrlich, nüfus artışı nedeniyle doğal kaynakların giderek kıtlaşacağını ve fiyatlarının yükseleceğini düşünüyordu. Simon ise bunun tersini savunuyordu. İddiaya temel maddeler olarak bakır, krom, nikel, kalay ve tungsten seçildi. 10 yıl sonra bu metallerin fiyatları artarsa Ehrlich kazanacaktı.

1990 yılı geldiğinde sonuç ortaya çıktı. Beş metalin de fiyatı düşmüştü. Bahsi Julian Simon kazandı.

Bu bahis yalnızca iki akademisyenin tartışması değildi. Özünde geleceği öngörmeye çalışırken yaptığımız temel hatalardan birini gösteriyordu. İnsan çoğu zaman sorunlar görür ama çözümleri göremez. Çünkü çözümler henüz icat edilmemiştir.

19. yüzyılın sonunda bazı kent planlamacıları büyük kentlerin at gübresi altında kalacağını öngörüyordu. Ardından otomobil ortaya çıktı. 20. yüzyılın ortalarında dünyanın nüfus nedeniyle açlığa sürükleneceği düşünülüyordu. Tarım teknolojileri gelişti.

Paul Ehrlich ve Malthus'un masalarındaki hesaplar bütünüyle yanlış değildi. Eksik olan şey, denkleme insan hayalgücü ve yaratıcılığının eklenmemiş olmasıydı. İnsanlık tarihinin en ilginç tarafı da budur. Sorunlar ortaya çıktığında, onları çözecek fikirler de çoğu zaman ortaya çıkmaya başlar. Çünkü tarih yalnızca sorunların değil, henüz icat edilmemiş çözümlerin de hikâyesidir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler