Ana içeriğe geç

Aristoteles'ten Atatürk'e 'zeytin mirası': Sağlıklı bir gelecek için 'iyi tarım' şart

Mitolojiden günümüze bereketin ve barışın simgesi olan zeytin ağacı, artık iklim krizine karşı mücadelenin de merkezinde.

Aristoteles'ten Atatürk'e 'zeytin mirası': Sağlıklı bir gelecek için 'iyi tarım' şart
Cumhuriyet
16

Binlerce yıldır Akdeniz ve Anadolu coğrafyasının en güçlü simgelerinden biri olan zeytin ağacı, bugün yalnızca sofralarımızın değil iklim krizine karşı dirençli tarımın, biyolojik çeşitliliğin ve sağlıklı toprakların da en önemli temsilcileri arasında yer alıyor. Bir zeytin ağacına baktığımızda çoğu zaman meyvesini, gölgesini veya zeytinyağını görüyoruz. Oysa köklerinin altında çok daha büyük bir hikâye yatıyor: Toprak, su, iklim ve yaşamın birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu bir ekosistem.

Zeytinin insanlık tarihindeki yeri de bu nedenle sıradan bir tarım ürününün çok ötesinde. Antik Atina'nın siyasi sistemini anlatan Atina Anayasası'nda Aristoteles'in aktardığı "Devlet malı veya özel mülkiyet farkı olmaksızın zeytin ağacını kesen veya deviren herkes yargılanacaktır" ifadesi, zeytin ağacının yalnızca ekonomik değil, toplumsal ve kültürel bir değer olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.

MİTOLOJİDEN BİLİME

Antik Yunan mitolojisine göre Attika (Atina) kentinin koruyucusunu belirlemek için tanrılar arasında bir yarışma düzenlenir. Deniz tanrısı Poseidon üç dişli mızrağını yere vurarak bir at yaratırken, bilgelik tanrıçası Athena insanlara zeytin ağacını armağan eder. Meyvesiyle besleyen, yağıyla şifa sunan, gölgesiyle serinleten ve yüzyıllar boyunca yaşamını sürdürebilen zeytin ağacı sayesinde yarışmayı Athena kazanır ve kent onun adıyla anılmaya başlar. Binlerce yıl önce anlatılan bu hikâye, zeytinin neden bereketin, bilgeliğin ve barışın simgesi hâline geldiğini de anlatıyor.

Bu kadim ağaç yalnızca mitolojide değil, bilimsel araştırmalarda da derin köklere sahip. Yunanistan'ın Santorini Adası'nda bulunan fosilleşmiş zeytin yapraklarının 50-60 bin yıl öncesine uzandığını ortaya koyan çalışmalar, zeytinin Doğu Akdeniz coğrafyasındaki çok eski geçmişine işaret ediyor.

ZEYTİNİN BÜYÜK SINAVI

Ancak zeytinliklerin karşı karşıya olduğu en büyük tehdit artık savaşlar veya istilalar değil, iklim krizi ve geciken iklim politikaları. Artan sıcaklıklar, uzun süren kuraklıklar, düzensiz yağış rejimleri, orman yangınları ve yeni zararlı türleri yalnızca üretim miktarını değil, zeytinin kalitesini de doğrudan etkiliyor. Bir yandan değişen iklim koşullarına uyum sağlamaya çalışan üreticiler, diğer yandan toprağı gelecek kuşaklara sağlıklı biçimde bırakmanın yollarını arıyor.

Tam da bu noktada tarımın rolü yeniden düşünülüyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'ne (FAO) göre bugün tarım ve gıda sistemleri küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte birinden sorumlu. Aynı zamanda tropikal ormansızlaşmanın yaklaşık yüzde 80'i de tarımsal üretim amacıyla açılan alanlarla ilişkili. Ancak bu tablo, tarımın yalnızca sorunun bir parçası olduğunu değil, aynı zamanda çözümün de en güçlü aktörlerinden biri olabileceğini gösteriyor. Toprağı koruyan, suyu verimli kullanan ve biyolojik çeşitliliği destekleyen iyi tarım uygulamaları ile tarım, iklim krizine karşı önemli bir dönüşüm alanı olabilir.

Çünkü zeytinin geleceği aslında toprağın geleceğine bağlı. Toprak yalnızca bitki yetiştirdiğimiz bir zemin değil. Yaşamın taşıyıcısı, belleği ve iklimin düzenleyicisidir. Suyu tutar, karbonu depolar, milyonlarca canlıya ev sahipliği yapar ve tarımsal üretimin görünmeyen kahramanıdır. Ne var ki Toprak Bozulmasının Ekonomisi Girişimi'nin (ELD) verilerine göre dünya genelindeki tarım arazilerinin yüzde 52'si bozulmuş durumda. Bunun ekonomik karşılığı yılda yaklaşık 400 milyar dolarlık verim kaybı. Varolan eğilim sürerse önümüzdeki 25 yıl içinde küresel gıda fiyatlarının yaklaşık yüzde 30 oranında artabileceği öngörülüyor.

TOPRAK SAĞLIĞI

Daha da çarpıcı olan ise doğanın zamanı. Yalnızca 2–3 santimetrelik verimli ve sağlıklı bir toprağın oluşması yaklaşık bin yılı bulabiliyor. Buna karşın yanlış tarım uygulamaları, aşırı kimyasal kullanımı ve erozyon nedeniyle aynı toprağı birkaç on yıl içinde kaybetmek mümkün. İşte bu nedenle iyi tarım uygulamaları yalnızca daha kaliteli ürün elde etmek için değil toprağın yaşam döngüsünü, su kaynaklarını ve biyolojik çeşitliliği koruyabilmek için de vazgeçilmez önem taşıyor.

Bugün birçok üretici damla sulama sistemlerinden örtü bitkilerine, biyolojik mücadele yöntemlerinden toprağın organik maddesini artıran uygulamalara kadar pek çok yöntemle tarım alanlarını iklim krizine karşı daha dirençli hâle getirmeye çalışıyor. Toprağın nemini koruyan uygulamalar, su tüketimini azaltan teknolojiler ve kimyasal girdileri azaltan yöntemler yalnızca üretimin devamlılığını değil, ekosistemin sağlığını da destekliyor. Amaç yalnızca bugünün verimini artırmak değil gelecek kuşaklara üretken topraklar, sağlıklı gıdalar ve iklim krizine karşı daha dirençli tarım sistemleri bırakabilmek.

İklim krizinin etkileri derinleşirken zeytin ağacı bize yeni bir şey söylüyor: Binlerce yıldır barışın, bilgeliğin ve bereketin simgesi olan bu kadim ağaç, geleceğin tarımının ancak sağlıklı toprak, temiz su ve doğayla uyumlu üretim anlayışıyla mümkün olacağını hatırlatıyor. İyi tarım uygulamalarıyla korunan her tarım arazisi yalnızca kaliteli bir hasadın değil iklime daha dirençli bir tarımın, biyolojik çeşitliliğin ve gelecek kuşakların ortak yaşam hakkının da güvencesi oluyor.

CUMHURİYET'İN ZEYTİN VİZYONU

Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, 1929 yılında Yalova ziyareti sırasında bölgede zeytinciliğin geliştirilmesi için kapsamlı çalışmalar başlatılması yönünde talimat verir. Üreticilerin eğitilmesi, budama tekniklerinin yaygınlaştırılması ve zeytinliklerin korunmasına yönelik bu yaklaşım, 1939 yılında yürürlüğe giren 3573 sayılı “Zeytinciliğin ıslahı ve yabanilerinin aşılattırılması hakkında kanun” ile yasal bir zemine kavuşur. Bu yaklaşımın temelinde yalnızca üretimi artırmak değil, zeytinlikleri gelecek kuşaklara aktarılacak doğal ve ekonomik bir miras olarak korumak anlayışı yer alır.

İYİ TARIM NEDİR?

İyi Tarım Uygulamaları; doğal kaynakları koruyan, güvenli gıda üretimini destekleyen, çevresel, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirliği gözeten, belirli standartlara göre denetlenen ve sertifikalandırılan bir üretim modelidir.

İzlenebilir üretim: Ürünün üretim süreci ekimden hasada, işlenmesinden tüketiciye ulaşana kadar kayıt altına alınır ve izlenebilirliği sağlanır.

Güvenilir gıda: Üretim süreci, insan sağlığını tehdit edebilecek kimyasal, mikrobiyolojik ve fiziksel riskleri en aza indirecek şekilde yürütülür.

Doğayı koruyan üretim: Tarımsal faaliyetler ekolojik denge gözetilerek yürütülür. Toprağı, suyu ve biyolojik çeşitliliği koruyan uygulamalar teşvik edilir

Denetimli girdi kullanımı: Gübre ve bitki koruma ürünleri yalnızca gerektiğinde ve kontrollü olarak kullanılır. Öncelik biyolojik ve kültürel mücadele yöntemlerine verilir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler