Son birkaç haftadır akşam yemeklerinde ocağı veya fırını hiç açmıyorum. Bunu bilinçli bir karar olarak almadım. Bir gün eve geldiğimde yemek yapmak yerine domates, fesleğen ve burrata yedim. Ertesi akşam yoğurdu salatalık, kereviz ve taze otlarla karıştırdım. Başka bir gün füme somon, labne, avokado ve birkaç dilim ekmek bütün akşam yemeğimi oluşturdu. Sanki mutfağım değişmişti, daha doğrusu yaz mutfağı kendi düzenini kurmuştu.
Yaz aylarında yemek pişirmenin zahmetli gelmesinin pek çok nedeni var. Günler uzuyor, akşamları dışarıda daha fazla vakit geçiriyoruz, eve daha geç dönüyoruz. Üstelik tezgaha koyduğumuz domates, şeftali veya kayısı, çoğu zaman tek başına bile lezzetli. Mevsim, mutfağa zaten pişirmeye gereksinim duymayan sayısız ürün getiriyor.
Ancak bütün bunların ötesinde çok daha yalın bir neden var: Artan sıcaklar. Klimalı bir evde bile çalışan bir ocak veya fırın, mutfağın serinliğini birkaç dakika içinde ortadan kaldırabiliyor. O andan itibaren yemek pişirmek yalnızca bir öğün hazırlamak olmaktan çıkıyor; mutfağın ısınması, bulaşık, temizlik ve geçirilen zaman da işin içine giriyor. Böyle akşamlarda insanın canı saatlerce ocak başında durmaktansa, kısa sürede hazırlanmış serin bir sofraya oturmak istiyor. Tam da bu yüzden son dönemde tarif ararken aynı kavramla sık sık karşılaşmaya başladım: No-cook.
NEDEN YAYILDI?
En basit tanımıyla no-cook, yemeğin son hazırlık aşamasında ocak, fırın kullanılmayan öğünleri tanımlıyor. Aslında düşündüğümüzde bu düşünce bize yabancı değil. Karpuz ve beyaz peynirle kurulan yaz sofraları, zeytinyağlı mezeler, cacık, domatesli ekmek, bol otlu salatalar yıllardır mutfağımızın bir parçası.
Yeni olan tarifler değil, bu yaklaşımın yeniden görünür olması. Son birkaç yıldır özellikle Avrupa’da art arda yaşanan sıcak hava dalgalarıyla mutfak alışkanlıkları da değişmeye başladı. Birçok insan az pişirilen, daha hafif ve daha pratik sofralara yöneliyor. Sosyal medyada #no-cookdinners etiketiyle paylaşılan tariflerin sayısı her geçen gün artıyor. Sofralar bu anlayışla yeniden kuruluyor.
İlk bakışta sosyal medyanın yeni modalarından biri gibi görünse de aslında bu eğilim, insanların zamanı, enerjiyi ve bütçeyi yönetme biçiminin değişmesine verilen oldukça pratik bir yanıt. Yemek yapmaktan yorulmak yeni bir durum değil. Ancak yaz aylarında sıcaklık arttıkça mutfakta geçirilen zaman daha da zorlayıcı hale geliyor. Eve döndüğünüzde çalışan bir ocağın başında 40 dakika geçirmek yerine 10 dakikada hazırlanan bir sofraya oturmak çok daha cazip. Böylece, “Bu akşam ne pişirsem” sorusu yavaş yavaş yerini “Gerçekten pişirmem gerekiyor mu?” düşüncesine bırakıyor.
MUTFAK YENİ BİR TASARRUF BİÇİMİ
Bu dönüşümün ekonomik bir tarafı da var: Uzun pişirme süreçleri ortadan kalktığında enerji tüketimi azalıyor. Alışveriş listeleri de değişiyor. Tek bir tarif için alınan malzemeler yerine, birkaç gün boyunca farklı şekillerde değerlendirilebilecek ürünler tercih ediliyor. İyi bir zeytinyağı, kaliteli bir peynir, mevsim sebzesi, yoğurt, taze otlar veya ekşi mayalı bir ekmek… Aynı malzemeler farklı günlerde bambaşka sofralara dönüşebiliyor. Bunun doğal sonucu ise hem daha az israf hem de daha planlı bir mutfak.
Benim için bu birkaç haftanın en şaşırtıcı tarafı ise bambaşkaydı. Ocağı daha az açtıkça yemeklerden bir şey eksilmediğini, malzemelerin daha görünür hâle geldiğini, hatta daha iyi beslendiğimi fark ettim. Bu yaz siz de bu yaklaşımı denemeye ne dersiniz? Afiyetle…
OCAKSIZ BİR HAFTA İÇİN MÖNÜ ÖNERİLERİ
Kahvaltı
- Labneli ekmek, salatalık ve taze otlar
- Yoğurt, mevsim meyveleri ve granola
- Lor peyniri, domates ve zeytinyağlı ekmek
Öğle yemeği
- Karpuz, beyaz peynir ve nane salatası
- Burratalı domates salatası
- Füme somonlu yeşil salata ve labne
- Ton balıklı suşi kasesi
- Meksika usulü mısır salatası
- Yoğurtlu semizotu kasesi
Akşam
- Gazpacho (soğuk domates çorbası)
- Cacıklı nohut ezmeli marul dürümleri
- Salatalık şeritleriyle hazırlanmış susamlı noodle salatası
- Burratalı şeftali ve fesleğenli panzanella salatası (ekmek salatası)