Ana içeriğe geç

20 bin kişiyle gastro-diplomasi I A. Nedim Atilla yazdı

NATO zirvesindeki liderlerin, lider eşlerinin, delegasyonların ve medya mensuplarının masalarına sadece yemek değil; bu toprakların binlerce yıllık hafızasını, çiftçinin emeğini ve modern dünyanın sürdürülebilirlik vizyonunu servis edildi.

20 bin kişiyle gastro-diplomasi I A. Nedim Atilla yazdı
Odatv
16

Son dönemdeki NATO zirvelerinde ev sahibi ülkeler, mutfaklarını sadece birer akşam yemeği olarak değil, “gastrodiplomasi” stratejisinin en güçlü parçası olarak konumlandırıyor. Ankara’daki 36. NATO Liderler Zirvesi, şeflerin yerel kültürü, sürdürülebilirliği ve coğrafi zenginliği dünya sahnesine taşımak için kurguladığı konseptlerin zirve noktası oldu. Baksanıza hala konuşuyoruz.

Şeflerden Michelin Yıldızlı Osman Sezener ve Michelin Guide’da yer alan Sinem Özler ile konuşarak bu yazıyı kaleme aldım… Geleneksel tencere yemekleri ve yöresel reçetelere olan sadakatiyle bilinen Seraf’ın baş şefi Sinem Özler ile tarladan sofraya (farm-to-table) konsepti ve sürdürülebilir gastronomi vizyonuyla tanınan yıldız şef Osman Sezener, evrensel tanınırlıklarına yeni halkalar ekledi.

Önce gözlemlerimi aktarayım… Zirvelerde artık tek bir bölgeye ait popüler yemekler yerine, ülkenin tüm coğrafi zenginliğini tek bir menüde birleştiren mikro-yerel temalar seçiliyor. Ankara Zirvesi'nde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki resmi gala yemeğini yöneten iki Michelin yıldızlı şef Fatih Tutak, Bir Michelin Yıldızlı şef Osman Sezener ve heyetteki tek kadın şef olan Michelin listeli Sinem Özler, liderlere tam anlamıyla bir “Anadolu Gastronomi Haritası” sundular.

Menülerde tek bir yöreye odaklanmak yerine; Trabzon tereyağı, Hizan karakovan balı, Urla sakız enginarı, Tokat asma yaprağı, Denizli yoğurdu ve Kayseri mantısı gibi tamamen o yöreye has ürünler bir araya getirilerek liderlere “Anadolu’nun Ortak Mirası” teması işlendi.

Geleneksel reçetelerin çağdaş tekniklerle yeniden yorumlanması da çok önemliydi. Şeflerin en büyük başarısı, yüzyıllardır evlerde pişen geleneksel anne/sultan yemeklerini alıp, modern sunum teknikleriyle dünya liderlerinin alışık olduğu rafine tabaklara dönüştürmek oldu. Klasik bir “sebze bayıldı” yemeği, şeflerin elinde odun ateşinde tütsülenmiş “yanıksı” Denizli yoğurdu yatağında modern bir sanat eserine dönüştü. Firik bulguru füme morel mantarlarıyla harmanlanırken; mantı gibi geleneksel lezzetler, isli Ayaş domatesi salçasıyla sunularak hem tanıdık hem de ezber bozan bir deneyim yaratıldı. Tatlı olarak sunulan sütlü baklava ise fıstık köpüğü ve bergamot aromalı Maraş dondurması ile tabağa alınarak geleneksel tatlı ağır yapısından kurtarılıp çağdaşlaştırıldı.

Kaynağa Git

İlgili Haberler