İsrailli arkadaşlarımın olduğu bir WhatsApp grubundan hafta sonu mesaj geldi: “Bu kez komutan, Bibi’yi yenebilir.” Başka bir İsrailli arkadaş cevap yazdı: “Yirmi yıldır hep ‘komutan Bibi’yi yenebilir’ diyorsunuz ama olmuyor!”
Bahsettikleri komutan İsrail’in eski genelkurmay başkanı Gadi Eisenkot. 27 Ekim’de İsrail’de yapılacak seçimlerde Benjamin Netanyahu’nun (Bibi) karşısına çıkacak. Ülkedeki parlamento seçimleri sadece İsrail için değil, tüm Orta Doğu için de kritik öneme sahip. Bibi, İran Savaşı’ndan sonra boşta kalan “ezeli düşman” kotasını doldurmak için Türkiye’ye sardırdığından bizim de yakından takip etmemiz gereken bir süreç. Gelin İsrail siyasetini ve seçimden çıkabilecek sonuçları birlikte inceleyelim.
Eisenkot’un seçimde üç büyük avantajı var
Gadi Eisenkot, İsrail’de tanınan bir siyasetçi değil. 2019’a kadar ülkenin genelkurmay başkanıydı. 2023’te Bibi’nin savaş kabinesine girdi; fakat kısa süre içinde ortaya çıkan bir anlaşmazlık nedeniyle kabineden ayrılarak kendi partisini kurdu. Eisenkot’un seçimde üç büyük avantajı var: Biri eski komutan olması. İsrail’in son 40 yıldaki sekiz başbakanının üçü eski komutan. Eisenkot dördüncüsü olabilir. Erkeklerin üç, kadınların iki sene zorunlu askerlik yaptığı bir ülkede eski komutanlara bu kadar siyasi ilgi normal. Eisenkot’un ikinci büyük avantajı ise Mizrahi Yahudileri’nden olması. İsrail kurulduğundan beri ülkedeki en büyük siyasi ayrım Avrupa kökenli Aşkenaz ve Ortadoğu kökenli Mizrahi Yahudileri arasında. 1980’lerden beri ülke siyasetinde belirleyici olan grup Mizrahiler. Bibi ise Aşkenaz. Bu konuyu aşağıda daha ayrıntılı olarak anlatacağım.
Üçüncüsü, Eisenkot’un oğlu son Gazze Savaşı’nda askerliğini yaparken öldürülmüş. Oğlunu yeni savaşta kaybetmiş bir emekli genelkurmay başkanı olarak iki devletli çözüm ve barış çağrısıyla seçime girebilecek kredibiliteye sahip. Dünyadaki birçok çatışmayı asker ve sağ kökenli siyasetçilerin bitirdiğini unutmamalı. Örneğin, Ariel Şaron 2005’te 8000 İsrailli askeri Gazze’den geri çektiğinde Belçika’da savaş suçlarından yargılanıyordu. Ömrü vefa etse, belki Batı Şeria’dan da geri çekilecekti.
Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi İsrail’de de seçmen davranışlarını parti programları değil, seçmenlerin kimlikleri belirliyor. İsrail’de parlamenter sistem var ve tüm ülke tek bir seçim çevresi olarak kabul ediliyor. Seçim barajının %3,25 olduğu İsrail’de doğal olarak kimlik siyaseti yapan partilerin koalisyonda belirleyici olma kabiliyeti daha da yüksek.
İsrail’deki mevcut siyasi manzaraya bakarak sol partilerin siyaseten giderek marjinalleştiğini söyleyebiliriz. Oysa İsrail’i kuran İşçi Partisi, Avrupa’dan sosyalist ideallerle İsrail’e göç eden Aşkenaz Yahudilerinin elinde yıllarca İsrail’i yönetmişti. Aşkenazlar, İsrail kurulunca Arap ülkelerinden kovulup İsrail’e göç eden Yahudileri kendileriyle aynı seviyede görmediler. İsrail’in kurucusu David Ben-Gurion, Orta Doğu ülkelerinden gelen Mizrahiler için İbranice “avak adam” yani “insan tozu” demişti. Hatta ilk geldiklerinde üzerlerine tarım ilacı sıkılarak temizlendikleri söylenir.
Begin, Mizrahi tabanı keşfedene kadar tüm seçimleri kaybetti
Mizrahiler 1980’lere kadar siyasette bir köşeye itilmiş sessiz çoğunluk olarak kaldı. Ta ki Polonyalı bir Aşkenaz Yahudisi olan Menachem Begin bu grubu keşfedene kadar. İsrail’in kurucuları arasında yer alan Begin, gençliğinde hep şiddeti savunmuştu. Hatta Kudüs’teki meşhur King David Oteli’ni bombalayıp İngiliz genel valisini öldüren Yahudi yeraltı örgütünün de kurucusuydu. Begin, bu örgütü Likud isminde bir sağ partiye dönüştürdü, ama Mizrahi tabanı keşfedene kadar tüm seçimleri kaybetti. 1980’lerde Likud iktidarında İsrail’de sağ siyaset öne çıkmaya başladı. Bunun en önemli nedenlerinden biri de Likud tabanının ve özellikle ultra Ortodoks Haredilerin daha çok çocuk sahibi olması. İsrail kurulduğunda birkaç bin kişi olan Harediler böyle giderse 2050’de nüfusun üçte birini oluşturacak.
İsrail’de şu anda siyasi yelpazenin merkezinde yer alan sağ ve soldaki seküler seçmenlerin oranı %30’un altına düşmüş durumda. Bibi’nin genel başkanı olduğu giderek sağa kayan Likud’un oyu ise %25 civarında. İsrail vatandaşı olan Arapların siyasi spektrumun çeşitli yerlerinde dağılmış partilerinin de %10-15 civarında bir oyu var. Kalan oylar, aşırı sağın farklı tonları arasında dağılmış durumda: Aşırı dinci Harediler, 1990’larda Rusya ve Doğu Avrupa’dan göçen dindar olmayan aşırı milliyetçiler, bakan olmadan önce Somalili göçmenleri bir yüzme havuzuna çağırıp muz yedirdiği videosuyla meşhur olan Itamar Ben-Gvir’in yabancı düşmanı partisi bunlardan bazıları.
Eisenkot sandıkta kazanıp masada kaybedebilir
Eisenkot’un hem Aşkenaz/seküler tabandan, hem de savaştan bıkan Mizrahi tabandan oy alması bekleniyor. Anketlere göre Eisenkot’un partisi Yashar son düzlüğe girerken Likud ile başabaş gidiyor. Ama önemli olan seçim sonrası koalisyonun nasıl kurulacağı. Her parti her partiyle koalisyon yapmıyor. Mesela, Rusların partisi “Biz Araplarla koalisyona girmeyiz!” diyor. Haredilerin partisi, “Haredileri askere almak isteyen partilerle koalisyona girmeyiz!” diyor (Bu arada, toplumun üçte birinin askere gitmemesi Anayasa’ya aykırıdır diyen İsrail Anayasa Mahkemesi’nin kararı henüz uygulanmadı). Bu yüzden Eisenkot seçimi sandıkta kazanıp, masada kaybedebilir. Üstelik karşısındaki Bibi, İsrail tarihindeki en önemli politikacılardan biri. Haftaya Bibi’nin yükselişini ve düşüşünü, ayrıca seçim sonrası ihtimalleri inceleyeceğim.