Merkez Bankası Para Politikası Kurulu temmuz ayı toplantısında da faizi değiştirmedi. Haftalık repo ihale faiz oranı yüzde 37’de, gecelik vadede borç verme faiz oranı yüzde 40’ta, gecelik vadede borç alma faiz oranı ise yüzde 35,5’te sabit tutuldu. Merkez Bankası’ndan zaten bir faiz indirimi kararı gelmesi de beklenmiyordu.
Bu faiz oranları, olumlu ya da olumsuz belirgin gelişmeler yaşanmadığı takdirde bir sonraki toplantının yapılacağı 10 Eylül’e kadar uygulanacak. Dolayısıyla mart ayından beri fiilen yüzde 40 olan politika faizi altı ayı aşkın süre bu düzeyde kalmış olacak.
Temmuzda yükseliş var
PPK toplantısından sonra yapılan açıklamada enflasyonun ana eğiliminin haziran ayında sınırlı bir miktarda gerilediği, ancak öncü verilerin ana eğilimin temmuzda geçici bir yükselişe işaret ettiği vurgulandı.
Aslında Merkez Bankası enflasyonda yalnızca bir aylık değerlendirme yapıyor gibi görünüyor ama ay zikredilmeden örtülü biçimde gelecek dönemdeki beklentinin ne yönde olduğu da ifade ediliyor.
Örneğin ne deniliyor:
“Jeopolitik gelişmeler eşliğinde artan belirsizlikler neticesinde enerji fiyatları yeniden yükselme eğilimine girmiştir.”
Daha şunun şurasında bu ayın ilk haftasında 71-72 dolara kadar gerileyen petrol fiyatlarının, savaşın harlanan ateş gibi adeta yeniden başlamasıyla 100 doları zorlaması karşısında Merkez Bankası daha ne desin…
Ya da enflasyonun temmuz ayında yeniden yükselme eğilimine girdiğini gören Merkez Bankası faizi sabit tutmaktan başka ne yapsın…
Gerçi zaten faizde bir indirim beklentisi hemen hemen hiç yoktu da acaba bir karar almayı gerektirmeksizin atılacak bir adımla fonlama gecelik kanaldan haftalık repo kanalına kaydırılır ve böylece fiili faiz yüzde 40’tan yüzde 37’ye çekilebilir mi, düşüncesi vardı; ama o da uzun süre olmayacak.
Ne zamana kadar?
O süre ne zamana kadar mı? Gerek iç, gerekse dış koşullar çok sık ve radikal değişikliklere uğruyor ve bu yüzden tahmin yürütmek hiç kolay değil ama öyle görünüyor ki bir sonraki PPK toplantısının yapılacağı eylül ayına kadar sanki bu şekilde gidileceği kesin gibi.
Çünkü yaşanması muhtemel değişiklikler, piyasaların ve dolayısıyla Merkez Bankası’nın bir anda rahatlamasını sağlayacak gelişmeler olmayacak ki. Bu değişiklikler ne yazık ki olumlu yönde değil. Üstelik tam tersine gidişatın daha olumsuz olabileceği algısı var ve bu yüzden de 10 Eylül’de yapılacak bir sonraki PPK toplantısına kadar faizler çok muhtemeldir ki değiştirilmeden bu düzeyde uygulanacak.
Zaten şu an kağıt üstünde yüzde 37, fiilen yüzde 40 olan faizleri değiştirmek için olağanüstü bir PPK toplantısı gerekiyor.
Ama halen fiilen yüzde 40 olan faizi yüzde 37’ye çekmek için bir toplantıya gerek yok. Merkez Bankası bu değişikliği istediği an yapabilir ve bunun için küçük bir açıklama yeter. Ama 10 Eylül’e kadar bunun yapılması da pek mümkün görünmüyor.
Sonrası da karanlık
Daha da ötesi, 10 Eylül’dekinin yanı sıra 22 Ekim ve 10 Aralık’ta yapılacak yılın son iki toplantısında bu faiz oranlarında kayda değer bir değişiklik söz konusu olabilir mi, o bile tartışmalı.
Petrol 95 doların üstüne çıkmış ve 100 doları zorluyor; akaryakıttaki eşel mobil uygulamasının ekim ayı başında kaldırılmasına ve gelecek tüm zamların pompaya yansıtılmasına karar verilmiş, enerji kaynaklı enflasyon artışını Merkez Bankası da tabii ki görüyor ve ona göre artık ne kadar alabilirse, önlem almaya çalışıyor. Bu koşullarda, halen yüzde 32 dolayında olan yıllık enflasyonu çok daha aşağılara çekmek nasıl mümkün olacak.
Enflasyon bu dolaylarda seyrederken faizi tutup enflasyona iyice yaklaştırmak, yani şu anda faizle enflasyon arasında bulunan 7-8 puanlık makası hızla daraltmak, doğru bir adım olabilir mi?
Pusuda bekleyen dövizciler…
Diğer taraftan “Döviz patladı patlayacak” diye adeta el ovuşturan bir kesim var. Vatandaş dövizden kesinlikle vazgeçmiyor ve her an tetikte. Faizin çok düştüğü ya da düşeceği algısının oluştuğu an dövize yeniden hücum olabilir.
Ekonomi yönetiminin en son isteyeceği herhalde budur.
Enflasyonu aşağı çekmede kurun az artması ve talebin düşmesi dışında bir araç yokken bu araçların en önemlisi olarak görülen kurla ilgili gidişatı tümüyle değiştirecek bir adım atılır mı?
Bu köşede 20 Temmuz’da da yazdım; vatandaşın bankalarda 15,6 trilyon lira mevduatı var ve bu mevduatın 9,1 trilyonu Türk parası, 6,5 trilyonu döviz cinsinden. Yani her 100 birim tasarrufun 58’i TL, 42’si döviz. Kaldı ki yastık altındaki miktar bilinmiyor. Döviz çok uzun süredir enflasyon kadar artmadığı halde durum böyle. Ya bir de dövizi tetikleyecek şekilde faiz indirimi olursa…
Bu köşede 20 Temmuz’daki yazımın başlığını bu yüzden “Faiz sonraki üç toplantıda değişir mi ki” diye attım zaten.
Türkiye’de özellikle siyasette olan bitenler ve bölgedeki gidişata bakınca zaten dünkü toplantıda bir faiz indirimi beklenmiyordu da, öyle görünüyor ki gelecek üç toplantı için de öyle fazla hareket alanı bulunmuyor.
Sembolik düzeyde bir indirimle yetinmek durumunda kalınabilir. Şimdiden bir yargıda bulunmak zorsa da yıl sonu için dile getirilen yüzde 34-35 dolayındaki tahminler sanki biraz iyimser kalıyor gibi. Hele hele enflasyon yüzde 30’un altına indirilemezse, ki indirilmesi çok zor görünüyor, faiz de en azından bugünün haftalık repo ihale faiz oranı olan yüzde 37’nin altına çekilemeyecektir. Yani önümüzdeki süreçte yapılabilecek olan, en fazla bugünün kağıt üstündeki faizi olan yüzde 37’yi fiili faiz haline getirmek olabilir.