Ana içeriğe geç

İSO 500 ve İkinci 500 verilerinin karşılaştırmalı analizi

İSO 500 ve İkinci 500 verilerinin karşılaştırmalı analizi
Ekonomim.com
16

Bu hafta, reel sektörün nabzını tutabileceğimiz önemli veriler haftasıydı.

Haftanın başında İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından İkinci 500 şirketleri ve bu şirketlere ilişkin veriler açıklandı.

İSO, 1968 yılından bu yana her yıl “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” (İSO 500) araştırmasını yayınlıyor. Bu araştırmayı takiben, göreli olarak daha küçük ve orta ölçekli (KOBİ niteliğindeki) sanayi kuruluşlarını kapsayan “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” (İSO İkinci 500) araştırması ayrı bir tarihte kamuoyuyla paylaşılıyor.

İSO tarafından 17 Haziran 2026 tarihinde açıklanan “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO 500)” ve 20 Temmuz 2026 tarihinde kamuoyuyla paylaşılan “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO İkinci 500)” araştırma sonuçları, Türk sanayisinin 2025 yılı performansını, makroekonomik dinamiklerini ve ölçek bazlı ayrışmalarını net bir şekilde ortaya koyma açısından benim son derece önemsediğim çalışmalar.

Her iki veri seti birlikte değerlendirildiğinde, yüksek faiz ortamı ve daraltıcı para politikalarının yarattığı yüksek finansman maliyetlerinin hem dev hem de orta ölçekli sanayicilerin kârlılığını ciddi oranda erittiği net bir şekilde görülüyor. Ancak ihracat kabiliyeti, sermaye yapısı, istihdam esnekliği ve sektörel direnç bakımından İSO 500 ile kadın İkinci 500 arasında belirgin ayrışmalar yaşandığını bu yılki raporlarla daha net gördük.

Büyük sanayi ile KOBİ’ler arasındaki makas açılıyor

Bizler ve sanayiciler özellikle imalat sanayinin içinde bulunduğu durumu defaatle dile getirmemize rağmen, ekonomi yönetimi tarafından bu şikayetlerin pek de duyulmadığını tecrübe ettik ve ediyoruz.

Her şeyden önce, ‘dev şirket’ ve ‘KOBİ’ ayrımı yaparken ölçek farkı nedeniyle bunu yaptığımızı belirtelim. Yoksa Türkiye’nin dev olarak gözüken şirketlerinin küresel ölçekte öyle dev olmadıklarını net bir şekilde biliyoruz.

Bizim en dev şirketimiz TÜPRAŞ (698,8 milyar TL) ile en büyük KOBİ’miz Teksan Jeneratör (5.317 milyon TL) arasında, rapor dönemi verileri dikkate alındığında, ölçek farkı yaklaşık 130 kat.

Rapordaki verileri dikkate aldığımızda, ilk 500 şirket arasına girmek için üretimden satışlara göre alt eşik 5.317 milyon TL (500. şirket) iken, İkinci 500 için alt eşik 2.220 milyon TL (1000. şirket). Aslında burada birbirlerine daha çok yaklaştıklarını görüyoruz.

İhracatta orta ölçekli sanayici daha kırılgan

17 Haziran’da açıklanan İSO 500 verilerinde en dikkat çekici olumlu unsur, büyük ölçekli sanayi kuruluşlarının küresel talepteki yavaşlamaya rağmen ihracatta sergilediği güçlü direnç ve artış performansıydı. Buna karşın 20 Temmuz’da açıklanan İSO İkinci 500 verilerinde ihracat yüzde 0,3 oranında gerilemiş görünüyor. Bu durum, orta ölçekli sanayi kuruluşlarının küresel tedarik zincirlerindeki daralmalara, artan navlun ve maliyet baskılarına ve dış pazarlardaki rekabetin yoğunlaşmasına karşı, büyük firmalara kıyasla çok daha hassas olduğunu gösteriyor.

Hükümetin Orta ve Küçük Boy İşletmelere (KOBİ) çokça önem verdiğini biliyoruz. KOBİ’ler hem yaygınlık hem de istihdam açısından Türkiye’de önemli bir yer tutuyor. Yıllardır Türkiye’de ne pahasına olursa olsun büyümenin tercih edilmesi bu yaygınlık etkisiyle oldu. Uygulanan ekonomi politikasının KOBİ’lere etkisinin daha fazla olması, rahatsızlığın artık imalat sektöründe daha geniş bir kesime yayıldığı anlamına geliyor.

Analize devam edersek;

Her iki grupta da yüksek faiz politikası ve finansmana erişim zorlukları en temel sorunlar olarak öne çıkıyor. İSO 500’de faaliyet kârının finansman giderlerine oranı yüzde 86,1 seviyesinde gerçekleşirken (bir önceki yıl yüzde 96 seviyelerinden hafif gerileme), İSO İkinci 500’de bu oran 5,8 puanlık artışla yüzde 86,7’ye yükselmiş durumda. İkinci 500 şirketinin toplam finansman giderleri yüzde 45,2 artarak 138 milyar TL’ye ulaşmış, faaliyet kârı ise yüzde 35,4 artışla 160 milyar TL’de kalmış. Bu veriler, özsermaye yapısı daha zayıf olan orta ölçekli sanayicinin banka kredilerine ve yüksek borçlanma maliyetlerine çok daha bağımlı hale geldiğinin de bir kanıtı aslında.

Finansman yükü reel sektörü kur riskine sürüklüyor

Hazır finansmana erişimdeki zorluklardan bahsetmişken, 22.Temmuz 2026’da gelen Mayıs 2026’ya ilişkin ‘Finansal Kesim Dışındaki Firmaların Döviz Varlık ve Yükümlülükleri’nden bahsetmemek olmaz.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre reel sektörün döviz yükümlülükleri, Mayıs 2026 itibarıyla 392,4 (392.377) milyar dolarla, 2013’ten bu yana tutulan veri setinin en yüksek seviyesine çıkmış durumda. Aynı dönemde net döviz pozisyonu açığı 204,4 milyar dolar oldu. Daha önce, 2018 Mart ayında gördüğümüz rekora çok yakınız (207,9 milyar dolar).

Yurtiçi finansmana erişim zorlaştıkça, reel sektörün yurt dışı borçlanmaya yüklendiğini görüyoruz.Döviz cinsinden borçlanmalar kur riskini de beraberinde taşıyor.Sürekli döviz artsın telkini verenlerin işin bu tarafına da bakmalarında fayda var.

Enflasyonla mücadele programı bana göre, en başından beri enflasyonla mücadeleden daha ziyade döviz likiditesi noksanına karşı alınan önlemler sepetinden oluşan bir programdı. Fakat uygulanan programın süresinin uzaması ve bence enflasyonla mücadelede başarısız olunması, ülkeyi erken sanayisizleşme riskine taşımışken, şimdi bir de reel sektör kur riskini üstlenmiş durumda. Bu durum, düşük kur ve yüksek faiz sarmalından Türkiye’nin çıkmasını her geçen gün daha da zorlaştırıyor ve maliyetli hale getiriyor.

Borçluluk artıyor, istihdam ve yabancı sermaye geriliyor

Yine rapora geri dönelim. İSO 500 şirketleri ölçek ekonomisi ve yüksek katma değerli üretim yapıları sayesinde istihdam seviyelerini koruma eğilimi gösterirken, İSO İkinci 500’de istihdam yüzde 2,2 oranında gerilemiş. Bununla birlikte, brüt ödenen maaş ve ücretlerin yüzde 37,3 artmasıyla çalışan başına düşen işgücü maliyeti yüzde 40,4 oranında yükselmiş. Orta ölçekli firmalar, bir yandan reel işgücü maliyet artışlarıyla karşılaşırken, diğer yandan personel sayısını azaltarak ayakta kalmaya çalışmış.Yine bu durum yaygınlık etkisi nedeniyle hükümetin hiç de istemeyeceği bir durum aslında.

İSO İkinci 500’de aktif toplamı yüzde 29,9 büyürken, toplam borçlardaki artış yüzde 50,2 gibi yüksek bir seviyede gerçekleşmiş. Bu durum, İkinci 500’ün kaynak yapısını yeniden ağır borç ağırlıklı hale getirmiş ve borçların toplam kaynaklar içindeki payını yüzde 51,8’e yükseltmiş. İSO 500 şirketlerinde ise kurumsal finansman araçları ve yabancı sermaye ortaklıkları sayesinde borçluluk yapısı daha dengeli yönetilebilmiş.

Sermaye piyasalarına aslında hiç oralarda olmaması gereken şirketler peşi sıra gelirken, İSO İkinci 500 içerisinde halka açık şirket sayısı 4 adet artarak 43’e ulaşmış ve tarihsel ölçekte rekor seviyeye çıkmış.

Geleneksel banka kredilerinin maliyetli hâle gelmesi, orta ölçekli şirketleri sermaye piyasalarına ve halka arz modeline yönlendirdiği çok açık. Keşke SPK, ISO 500 ve İkinci 500 şirketlerini halka arz konusunda daha fazla ikna etmeye çalışsa demekten kendimi alamıyorum.

Buna karşılık, İkinci 500’deki yabancı sermayeli şirket sayısı 5 azalarak 62’ye gerilemiş; bu durum orta ölçekli segmentte yabancı yatırımcı ilgisinde hafif bir geri çekilmeye işaret ediyor.

Burada da dikkatli olunması lazım.

Türkiye aynaya bakıp: “Ben neden doğrudan yabancı sermaye çekemiyorum? Çekmeyi bırak. Neden daha önce gelmişler, şimdi gidiyorlar?” diye sorgulamalı bence.

Kaynağa Git

İlgili Haberler