İletişim teknolojileri şirketi Sinch, Dünya Kupası boyunca düzenlenen 386 basın toplantısını analiz ederek toplam 13 bin 952 klişe ifade tespit etti. Teknik direktörler basın karşısında en az taktik detaylara değinirken, en çok alçakgönüllü bir üslup benimsemeyi tercih ediyor. Marcelo Bielsa klişelere sığmıyor, A Milli Takım'ın yer aldığı D Grubu ise klişenin şampiyonu...
İbrahim Bora Kaya
Dünya Kupası'nın kazananı pazar günü Arjantin-İspanya finaliyle kesinleşecek. Ama turnuvanın sözlü rekabetinde tablo şimdiden aşağı yukarı belli. İletişim şirketi Sinch, bir ay boyunca teknik direktörlerin ağzından çıkan her cümleyi bir algoritmadan geçirdi. Futbolun her şeyi ölçtüğü bir çağda sıra nihayet basın toplantılarına geldi. Burada değerlendirilen açıklamaların sadece Dünya Kupası için düzenlenen resmi maç önü ve sonu basın toplantılarından alındığını da belirtmek gerekli.
Metriğin adı, xG'ye, yani gol beklentisi kavramına açık bir selam niteliği taşıyor: Beklenen klişe, yani Xc. Sistem, bir teknik adamın mikrofona gerçek bir içgörü mü yoksa futbolun en tanıdık kalıplarından birini mi bırakacağını puanlıyor. Bilanço etkileyici: 386 basın toplantısı, 48 teknik direktör ve toplam 13.952 klişe puanı.
Rakamlar, aslında hepimizin sezdiği bir şeyi belgeliyor: Basın toplantısı, futbolun saha dışındaki en verimsiz bölümlerinden biri. Ama kim ne kadar klişe konuşuyor sorusunun cevabı sanıldığından çok daha renkli.
Bir klişenin anatomisi: "Her rakibe saygı duyuyoruz"
Turnuvanın en çok tekrarlanan cümlesi, tahmin edilebilir olduğu kadar öğretici de: "Her rakibe saygı duyuyoruz." Dokuz farklı teknik direktör, toplam 15 kez aynı tevazu kalıbına uzandı. Onu "kontrol edebildiğimiz şeylere odaklanıyoruz" (dokuz), "kendi kalitemizi biliyoruz" (alt), "koşullara uyum sağlamalıyız" ve "ülke arkamızda" izliyor. Listenin dikkat çeken bir özelliği var: İlk beş kalıbın dördü İspanyolca söylenmiş, biri Fransızca. Klişenin de bir ana dili de var anlaşılan.
Asıl hikâye ise kategori dağılımında saklı. Sinch'in sözlüğü her klişeyi 21 başlıktan birine etiketliyor ve zirve şöyle: tevazu 382 kullanımla açık ara birinci, onu zihniyet (353) ve karakter (270) izliyor. Taktik mi? 132 kullanımla ancak altıncı sırada. Yani teknik direktörler basın toplantılarında en az oyundan bahsediyor; kaynağın aslan payı mütevazı görünmeye harcanıyor.
Bu tablo, basın toplantısının gerçek işlevini de ele veriyor. Mikrofon başındaki teknik adamın önceliği bilgi vermek değil, zarar görmemek. "Konuyu başka yere çekme" anlamına gelen ‘deflection’ kategorisinin tek başına 126 kullanımla taktiği neredeyse yakalaması, hatta saf "dolgu" cümlelerinin bile ayrı bir başlık (44 kullanım) hak etmesi de bu yüzden. Listenin dibi de bir o kadar manidar: tecrübe 7, gençlik 12 kullanımda kalmış. Kimse gençlerden ve tecrübeden bahsetmiyor; herkes karakterden bahsediyor.
Bielsa anomalisi
Sıralamanın bir ucunda istatistiğin "aykırı değer" dediği türden bir isim duruyor: Marcelo Bielsa. Arjantinli teknik adamın konferans başına ortalaması 6.0 xC, ikinci sıradaki Dick Advocaat'ın (15.3) yarısından bile az. 46 kişilik listede herkes 15 ile 60 arasına dizilmişken Bielsa tek başına başka bir seviyede adeta.
Daha güzeli, o 36 puanın nereden geldiği. Bielsa'nın klişe dosyasındaki maddelerden ikisi şöyle: "Gördünüz, ne kadar çok klişe, ne kadar çok basmakalıp söz var" ve "Sana hiç cevap vermiyorum." Algoritma, Bielsa'nın klişeleri eleştirmesini ve gazeteciyi eli boş göndermesini de puanlamış. Turnuvanın en özgün konuşmacısı, puanının bir kısmını klişe hakkında konuşarak toplamış, Bielsa’nın El Loco (deli) lakabını bundan iyi özetleyen veri zor bulunur. Maalesef 70 yaşındaki çalıştırıcı, basın toplantılarındaki maharetlerini sahaya yansıtamadı. Uruguay grup aşamasında turnuvaya veda ederken Bielsa görevinden ayrıldığını açıkladı. Tecrübeli teknik direktörün milli takıma vedasını açıkladığı basın toplantısı da ayrıca analize değer nitelikteydi.
Karşı kutupta, dipte yer alan ikili ise iki farklı dil konuşuyor. Paraguaylı Gustavo Alfaro (58.8) Latin romantizminin adamı: "Biz bir aileyiz" turnuva boyunca iki kez, yanında "katılmaya değil yarışmaya geldik" ve "yarın yok, maç bugün." Avustralyalı Tony Popović (59.5) ise aynı dibe kurumsal-motivasyonel yoldan inmiş: "özel bir grup", "ilk adım tamamlandı", "toparlanıp önümüzdeki mücadeleye hazırlanacağız." Biri duygusal klişeler üretirken, öteki şirket içi e-posta yazıyor gibi. Avustralya son 32’de Mısır’a elendi. Alfaro’nun ekibi Almanya’yı eleyerek son 16’ya yükselirken Fransa maçında sahaya yansıttıkları futbol epey tartışıldı. Alfaro, Mahsun Kırmızıgül’ün futbol filmi çektiği evrende kurulabilecek bir açıklamayla veda etti Fransa maçının ardından turnuvaya: “Bugün, Ballon d'Or için yarışan oyuncularla ve Dünya Kupası tarihinin en golcü ismiyle karşı karşıya geldik. Benimse babalarıyla hiç tanışmamış oyuncularım var.”
Klişe derbisi bizim gruptaymış
Tablonun ülkemize bakan yüzünde ise beklenmedik bir grup şampiyonluğu var. A Milli Takım'ın yer aldığı D Grubu’ndaki dört teknik direktör yani Popović, Alfaro, Pochettino (45.3) ve Vincenzo Montella (49.5) en klişeciler sıralamanın ilk 10'unda kendine yer bulmuş. Turnuvanın en klişeci birincisi ve ikincisi de dahil olmak üzere. Sahada nasıldı tartışılır ama mikrofon başında turnuvanın en verimsiz grubu bizimkiymiş.
Montella'nın altı konferanslık külliyatı ise tek bir klişenin çekimleriyle geçmiş: kabullenme. Avustralya maçından sonra "bu futbol, kabul etmek zorundasın", Paraguay'dan sonra "futbolu kabullenmek gerekir, bazen güçlü olan kazanmaz", ABD'den sonra "sporun adaletsizliklerini de kabul etmek gerekir." Yanına eşlik eden anlatı da tanıdık: "Topa yüzde 78 sahip olduk, 30 şut attık ama isabet eksikti", "kaybetmeyi hak etmedik", "başımız dik dönüyoruz." Mağlubiyeti istatistiklerle yumuşatarak kaderle mühürleyen bir turnuva özeti. Kategori dağılımı da portreyi doğruluyor: tevazu, 32 kullanımla açık ara zirvede.
İki farklı dilde Alman çalıştırıcılar
Klişenin bir dili olduğu tezinin en temiz kanıtı, aynı ülkenin yetiştirdiği iki teknik adamda. Thomas Tuchel ile Julian Nagelsmann, üstelik Nagelsmann Bayern Münih'te Tuchel'den devralmıştı koltuğu. Aralarındaki fark bugün 20 puan: Tuchel konferans başına 51.1 ile turnuvayı yarı finalde tamamlayan en klişeci ses, Nagelsmann 31.1 ile tablonun sakin ortasında.
Farkın şifresi kullandıklar dillerde. Nagelsmann İngilizce ve Almanca; Tuchel ise yalnızca İngilizce konuştu basın toplantılarında. İngiliz futbolunun "spirit and belief" lehçesini (ruh ve inanç) tam olarak benimsemiş bir Tuchel var karşımızda: "her zaman takım işi" turnuvada üç kez, "bu gruba inanıyoruz ve güveniyoruz" iki kez, "it is what it is" (neyse o) iki kez. İngiltere yarı finalde elendiğinde bile repertuvar şaşmadı: "Oyuncular her şeyini verdi, yüzde yüzünü." 715 xC (ortalama değil toplam) ile Tuchel, turnuvanın mutlak rekorunu da elinde tutuyor. 14 kez konuşmasının da payı var elbette, ama üslubunun payı daha büyük.
Nagelsmann ise benzer fikirleri söylüyor, daha kısa ve işlevsel biçimde: "her zaman bir sonraki adıma odaklan", "önemli olan kazanmak." Kategori profili de başka: Tuchel'de tevazu ve duygu öne çıkarken Nagelsmann'ın bir numarası karakter, örnek cümlesi ise neredeyse taktik brifingi "Güçlü yönlerini eleyeceğiz, kendi oyunumuzu sahaya koyup üç puanı alacağız." Klişe üretse bile bir mühendis gibi üretiyor. Anlaşılan mesele Almanya'da doğmak değil, hangi futbol kültürünün diliyle konuştuğun.
Usta, çırağa karşı
Luis de la Fuente, bir zamanlar antrenörlük kursunda Lionel Scaloni'nin hocasıydı. İkisi de final öncesinde turnuvayı 14 basın toplantısına çıktı ama aradaki fark 200 puan: De la Fuente 622 xC ile konferans başına 44.4'te, Scaloni 422 ile 30.1'de. Öğrenci, her mikrofon başına geçtiğinde hocasından ortalama 14 puan daha az klişe üretiyor.
İşin ilginci, ikisinin de aynı temayı konuşması. Her iki hocanın bir numaralı kategorisi tevazu; fark dozda. De la Fuente'nin tevazu hanesi 34 ile Scaloni'ninkinin (20) neredeyse iki katı ve yanına "önem" ile "süreç" kategorileri eşlik ediyor. Sitenin İspanya teknik direktörüne taktığı "süreç vaizi" etiketi veriylede uyuşuyor. Repertuvar da öyle: "Çeyrek finalde kimseye bir şey hediye edilmez", "en önemlisi grup" ve elbette klişelerin klişesi, "hay que ir partido a partido" yani önümüzdeki maça bakacağız. İngilizcesi "one game at a time" olan bu cümle, sitenin klişe sözlüğünde örnek madde olarak ayrıca sergileniyor.
Scaloni'nin farkı ise klişeden tamamen kaçması değil. "her şeyimizi sahaya bıraktık", "kolay rakip yok" demeçleri onun da karnesinde var. Ancak arada böyle cümleler kurabilmesi, "İlk on birde başlayan her zaman en önemlisi değildir; Dünya Kupası uzun, biz beklentileri yönetiyoruz" önemli. Üstelik dünya şampiyonu bir teknik adam olarak konferanslarının önemli bölümünü "exitismo"ya, yani sonuç avcılığına karşı vaaz vererek geçiriyor: Sonuç onu heyecanlandırmıyor, süreç zaten Madrid'de yaşayan hocasının alanı.
Arjantin ile İspanya sahada eşit olacak. Mikrofonda başında ise skor şimdiden belli ama bu turnuvanın da öğrettiği gibi, maç maç bakmak lazım…