Merkez Bankası’nın blog sayfası olan Merkez’in Güncesi’nde, 2018 yılının haziran ayında yayınlanan bir yazıda, doğrudan yabancı yatırım kararlarını etkileyen unsurlar değerlendirilmişti. Merkez Bankası ekonomistleri Kurmaş Akdoğan ve Hülya Saygılı tarafından kaleme alınan yazı, Dünya Bankası’nın bir araştırmasına atıfla başlıyor. Buna göre yatırımcılar sırasıyla, siyasi istikrar, kamu politikalarının uygulanmasında şeffaflık ve öngörülebilirlik ve elverişli yatırım ortamı arayışındalar. Bundan kasıt, yabancı yatırımcılar için sağlanacak yatırım koruma garantisi, işe başlama kolaylığı ve yatırım teşvikleri gibi ilave faktörler. Üretimde etkinlik arayışı arttıkça, ucuz ve nitelikli iş gücü, fiziksel altyapı, makroekonomik istikrar, kur istikrarı, düşük vergi oranları, düşük girdi maliyetleri gibi bileşenlerin de önemi artıyor. İşletme dostu politikalar ile firma kuruluşunu daha etkin kılan uygulamalara sahip olan ve yerli tedarikçilerle güçlü bağlantılar kurulabilen ülkeler, yabancı yatırımcılar nezdinde öncelikli.
Verilere bakınca sanki ligden çekilmişiz gibi görünüyor
Yazının yayınlandığı tarihte, Türkiye hâlâ uluslararası doğrudan yabancı yatırım yarışında adı anılan ülkelerden bir tanesiydi. Her ne kadar 2004-2013 dönemindeki şaşaalı günler geride kalmış olsa da, uluslararası şirketler yeni yatırım arayışlarında, ülkemizi göz ardı etmiyorlardı. Bugün ne yazık ki bambaşka bir durumla karşı karşıyayız. Doğrudan yabancı yatırım liginde küme düştük demek bile yeterli olmayabilir; verilere bakınca sanki ligden çekilmişiz gibi görünüyor. Bunun nedenleri çok iyi anlamak ve sonrasında da yabancı yatırımcıları Türkiye’den uzak tutan çekincelerini gidermek gerekiyor. Ama öncesinde, gelin son 20 yılda doğrudan yabancı yatırımlarda nereden nereye geldiğimize bakalım.
Merkez Bankası verilerine göre, 2005’te Türkiye’ye gelen 10 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım tutarı, o zamana kadarki en yüksek tutara işaret ediyordu. 1990-2004 arasındaki 15 yılda Türkiye’ye gelen yabancı yatırım toplamının 17,6 milyar dolar olduğunu düşününce, 2005’te gelen 10 milyar dolar gerçekten muazzam bir miktar. O dönemde uygulanmakta olan IMF programı, AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlamış olması ve yurtdışındaki olumlu konjonktür, 2006’dan itibaren doğrudan yabancı yatırım akımlarının daha da hızlanmasına neden oldu. 2006’da 20,2 milyar dolara ulaşan girişler, 2007’de tüm zamanların rekoru olan 22 milyar dolara ulaştı. 2008’de de devam eden güçlü girişler, sonraki iki yılda küresel finansal krizin etkisiyle yıllık 9 milyar dolar seviyelerine gerilese de, 2011-2015 arasındaki beş yılda yıllık ortalama 15,2 milyar dolara ulaşarak sağlıklı bir görünüm arz etti. 2016’dan itibaren yeniden gerilemeye başlayan yatırım girişleri, Covid salgının etkisiyle 2020’de yıllık 7,5 milyar dolara kadar geriledi. Son beş yılda kısmen toparlanan yatırımlar, 2025’te 13 milyar dolara kadar yükseldi (gayrimenkul yatırımlarını hariç tutunca 10,7 milyar dolar). Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımları dünya geneliyle karşılaştırınca, son 20 yılda ciddi bir zemin kaybettiğimizi görüyoruz. 2006 ve 2007’de rekor girişlerin olduğu dönemde Türkiye, dünyadaki tüm doğrudan yabancı yatırım akımlarının %1,3’ünü çekerken, 2025’te bu oran %0,8’e kadar geriledi.
Bu dönemde sadece ülkeye giren yabancı yatırımlar azalmadı. Özellikle 2020’den itibaren, Türkiye’de yerleşik şirketlerin yurtdışındaki doğrudan yatırımlarında çok ciddi bir artış yaşandı. 2006 ile 2020 arasındaki 15 yıllık dönemde, yıllık ortalama 3,1 milyar dolar olan Türklerin yurtdışı doğrudan yatırımları, 2021-2025 arasındaki beş yıllık dönemde yıllık ortalama 6,8 milyar dolara ulaştı. Sadece 2025 yılına baktığımızda, yurtiçi yerleşik şirketlerin yurtdışındaki doğrudan yatırımlarının 9,8 milyar dolar ile, tüm zamanların rekorunu kırdığını görüyoruz.
Bu iki veriyi netleştirdiğimizde, doğrudan yabancı yatırım kanalıyla ülkemize net ne kadar giriş olduğunu hesaplayabiliriz. Bu şekilde bakınca, özellikle son beş yılda çok ciddi bir şekilde bozulan bir tablo ile karşılaşıyoruz. Yazıyı çok fazla sayıya boğmaya gerek yok: 2025’te net yabancı sermaye girişleri 3,2 milyar dolar ile, 2004’ten beri kaydedilen en düşük seviyeye gerilemiş durumda. Ne yazık ki kötü haber burada bitmiyor. Merkez Bankası’nın pazartesi günü yayınladığı son verilere göre, 2026 Mayıs sonu itibariyle son 12 aylık net doğrudan yabancı yatırım tutarı 1,8 milyar dolara kadar inmiş durumda. İşin en üzücü yanı ise, 2026’nın ilk beş aylık döneminde, Türkiye’den 220 milyon dolarlık net doğrudan yabancı yatırım çıkışı olmuş. Bu dönemde hem girişler azalmış, hem de çıkışlar artmış.
Yabancı yatırımcıların arayışları Türkiye’de karşılık bulmuyor
Verilere nereden balarsak bakalım, Türkiye’nin 1,6 trilyon doları aşan küresel doğrudan yabancı yatırım hacminden yeterli payı alamadığını görüyoruz. Ekonomiyi yakından takip edenler açısından aslında bu çok da şaşırtıcı değil. Lakin yine de, bir zamanlar doğrudan yabancı yatırımcıların ilgi odağı olan Türkiye’nin neden gözden düşmüş olabileceğini, yazının başında bahsettiğim Merkez Bankası çalışmasını da hatırlayarak, tartışmamız gerekiyor. Uluslararası yatırımcılar sırasıyla, siyasi istikrar, kamu politikalarının uygulanmasında şeffaflık ve öngörülebilirlik ve elverişli yatırım ortamı arayışındalar. Anlaşılıyor ki, yabancı yatırımcıların bu arayışları Türkiye’de karşılık bulmuyor. Hatta daha da ötesi, artık Türk yatırımcılar da hem bu faktörler, hem de ekonomik faktörler nedeniyle Türkiye yerine başka ülkelerde yatırım yapmayı tercih ediyor.
Dünyada tüm dengelerin bozulduğu, rekabetin ve korumacılığın arttığı, tedarik zincirlerinin çeşitli nedenlerle kesintiye uğradığı çok zor bir dönemdeyiz. Böyle bir ortamda, hem kapasite hem de verimlilik artışına yönelik yatırımların artarak devam etmesi çok önemli. Bu nedenle, ekonomiyle ilgili tartışmalarımızın en önemli odak noktası, hem yerli hem de yabancı yatırımcılar açısından ülkemizin yeniden cazip bir adres olması için ne yapmamız gerektiği olmalı. Hazır elimizde Merkez Bankası’nın yukarıda bahsettiğim çalışması varken, çareyi çok uzaklarda aramamıza gerek yok gibi görünüyor. Yeter ki isteyelim.