Bir vişne kaseden yuvarlanıp beyaz masa örtüsünün üzerine düşüyor. Ardında ince kırmızı bir iz bırakıyor. Sanki kaçmaya çalışıyor ama bunu pek de beceremiyor.
Annemin annesi, yani anneannem, bunu fark etmiyor bile. Sağ elindeki eski vişne çekirdeği çıkaracağı hiç durmadan çalışıyor; sol eli ise meyveleri birer birer seçiyor. Çekirdekler metal kaba düşerken çıkan ses, mutfağın sessizliğine karışıyor. Oje sürülmüş parmaklarının arasından geçen vişneler, birkaç saniye içinde çekirdeğinden ayrılmış, parlak kırmızı birer meyveye dönüşüyor.
Haziran ayının bunaltıcı sıcaklarından biri. Pencere açık ama içerisi yine de kaynıyor. Mutfakta yalnızca vişne kokusu yok; kaynayan şekerin ağır buharı, limonun ferahlığı ve çocukluğumdan beri değişmeyen yaz telaşı da var.
Bizim evde yazın geldiğini takvim söylemez.
Reçel tenceresi söyler.
Kış, daha yaz bitmeden mutfakta kurulmaya başlanırdı.