Ana içeriğe geç

Kerbela’nın diyetinden Kurtuba’nın zarafetine

Kerbela'nın gölgesinde doğan Emevî hanedanı, Avrupa'nın mutfak tarihini değiştiren bir gastronomi mirası bıraktı. Ziryâb'ın sofraya kazandırdığı zarafet, Kurtuba saraylarının ihtişamı ve bugün halen yaşayan Endülüs lezzetleri, bu büyük medeniyetin damakta kalan izlerini dile getiriyor.

Kerbela’nın diyetinden Kurtuba’nın zarafetine
Odatv
16

Aşure

Pek aziz okurlar,

Muharrem ayı gelip de aşure kazanları kaynamaya başladığında ve Kerbela’nın o derin hüznü yeniden akıllara düştüğünde, tarih sayfalarından Emeviler de sessizce çıkıverir. İslam hilafetini bir saltanata dönüştürerek siyasallaştıran kurucu Muaviye ve Kerbela’daki o tarifsiz acının müsebbibi olarak asırlardır tam da bu günlerde lanetle anılan oğlu Yezid... Şam merkezli bu devasa imparatorluğun üzerinde, kurulduğu günden itibaren hep bu ağır ve kara bulutlar dolaştı.

Ancak tarih, bazen en karanlık sonlardan en aydınlık başlangıçları doğurur. 750 senesinde Abbasiler, Emevî Hanedanı’nı yıktığında, oradan kaçmayı başaran tek şehzade onuncu Emevî Halifesi Hişam bin Abdülmelik’in torunu I. Abdurrahman, o kara bulutların arasından sıyrılıp İber Yarımadası’na ulaşarak yepyeni bir medeniyetin temelini atmıştı. Şam Emevîleri’nin o karanlık mirasına inat, Kurtuba merkezli Endülüs Emevîleri, Akdeniz’in diğer ucunda tarihin erişilmez bir bilim, sanat ve lezzet merkezi olarak tüm insanlığa bereket saçtı. Sanki Kerbela’da acıyla dökülen o kan, Endülüs topraklarında Vâdü’l-kebîr kıyısına dikilen bereketli bir nar fidanına dönüşüp kök salmış ve bu hanedan, geçmişinin o ağır diyetini insanlığa bambaşka bir zarafet ve bir arada yaşama kültürü sunarak ödemişti. Buyurun bu yolculuğa birkaç söz üzerinde beraberce şahit olalım.

Kaynağa Git

İlgili Haberler