Ana içeriğe geç

Bütünleşmede dile dikkat etmeliyiz

Gün sorumluluk alma ve yerine getirme günüdür. Ayrıntıları esasın önüne koyarak bir yere varamayız. Hükümet sürecin doğru yönde ilerlemesini sağlayacak bir çizgiyi benimsemelidir. Özellikle de Vatan Partisi’nin tasarısı mutlaka dikkate almalı, uygulamak için yararlanmalıdır

Bütünleşmede dile dikkat etmeliyiz
Aydınlık
16

Emperyalizm kendine sadık, Türkiye'ye hasım kitle yaratma hedefinden hiçbir zaman vazgeçmedi. Etnik ve dini parçalanmaları bu kadar önemsemeleri boşuna değildir. Türk Milleti’nin üzerinde kimliksizleştirme operasyonları bitmiyor. Bölücülük bunun için piyasaya sürüldü.

Kaleyi içeriden fethetme taarruzunun piyonları FETÖ tipi gerici, casus yapılanmalar ile etnik bölünmeyi hedefleyen örgütlerdir. Sömürge ve alt sömürge teorilerinin Türkiye coğrafyasında geçerli olmadığı görüldü. Gelinen aşamada irili ufaklı “Kürtçülüğü” dayatan örgütlerin güç kaybettiğine, giderek marjinalleştiklerine tanık oluyoruz. Ortak yaşam alanını yaşanmaz hale getirerek amaca ulaşacaklarını sananlara en etkili yanıtı bölücülükten zarar görenler veriyor.

PKK dışındaki “Kürtçü” parti ve örgütler sırtlarını Barzanistan’a dayıyor. Kürdümüzün dikkatini Barzan hanedanlığına çevirerek güç toplamayı ana hedef olarak önlerine koymuşlar. Kemal Burkay’ın Hak-Par’ı, T-KDP, PAK, ÖSP gibi yapılanmalar Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi (IKBY) denilen Barzanistancılar cenahı olarak görülebilir. Barzanistan örneği Kürdümüze dayatılan emperyalist bir projedir ve tehlikeli bir örnektir.

MİLLETİMİZ BİRLİK İSTİYOR

Türkiye’de etnik temele dayanarak kısmi özerklik, özerklik, federasyon, konfederasyon benzeri oluşumların kurulması mümkün değildir. Bu kapı kapalıdır. Hâlâ ısrar edenleri iyi bir gelecek beklemiyor. Son 40, 50 yılda yaşananlardan çıkarılacak en büyük ders: Türkiye halkı Türküyle, Kürdüyle birlik ve beraberlik istiyor. Bölücülük yapanların gün be gün eriyecekleri ve tükenecekleri tarihi bir dönemden geçiyoruz.

Martin Bernal, Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Kara Athena” kitabında, “Kendi köklerinin bilincinde olan ve bundan onur duyan iki tarafın, daha zengin bir uygarlık yarattığı bir ortaklık türü (asimilasyon) olmalıdır.” diyerek tarihi gerçekliğe işaret eder. Milletlerin oluşumu ile sönümlenmesi arasındaki zaman diliminde, ayrışarak değil, birleşerek daha büyük milletlerin oluşmasıyla büyük uyum dünyasına ulaşılacağını görmeliyiz.

TÜRKÇE HEPİMİZİN

İlk önce altını çizerek belirtelim: Ülkemizde konuşulan farklı diller bize, Türkiye’ye aittir ve Türkiye dilleri içinde yer alır. Türkçe de bizim, Kürtçe de bizim; Türkçe hepimizin! Son yıllarda Kürtçeler üzerinden tartışmalar çoğaldı. Bir toplantı bitiyor diğeri başlıyor. DEM Parti de bu noktada diline pek sahip çıkamıyor! Çeşitli platformlarda sürdürülen tartışmaları düzenli takip etmeye çalışıyoruz. Görüldüğü kadarıyla Kürtçeler üzerinden etnik bölünmenin tabana yayılması için özel çalışma sürdürülüyor. Amaç Kürtçelerin gelişmesi değil etnik bölünmenin payandası yapmak ve Kürtlerin bölücülük yönünde ruhi şekillenmesini güçlendirmektir. Ortak anlaşma dilimiz Türkçenin etkisinin azaltılması da işin bir başka boyutunu oluşturuyor. Türkçeden ne kadar uzaklaşılırsa o kadar ayrılıkçı fikirler kuvvetlenir. Bu bilinçle hareket ettiklerini görüyoruz.

Ancak Türkçenin birleştirici gücünün karşısında direnmeleri boşunadır. Türkçemiz farklı etnik kökenden gelenleri tek bir havuzda birleştirmede son derece başarılıdır. Bunu bir örnekle tamamlayalım. Nerinaazad yazarlarından Abdullah Öcalan’a ve sürece düşmanca yaklaşan Cizre’den kaçan Yahya Munis, 5 Temmuz günlü makalesinde şöyle diyor:

“Cizre ve Siirt gezimde, Kürdistan’da gördüğüm toplumsal felaket!' Kürdistan’ın Botan bölgesinde gördüğüm (ki burası Kürtçenin piri sayılan Celadet Ali Bedirhan’ın memleketidir ve Kürtçenin merkezi sayılır) toplumun gönüllü olarak Türkçe konuşma manzarası beni dehşette düşürdü.” Evet evet tam da “Kürtlerin gönüllü olarak Türkçe konuşma manzarası” demektedir ve bir gerçeği dile getirmektedir. Anadolu’nun eşsiz coğrafyası üzerinde kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti ile taçlandırılmış bu kutsal topraklarda düşmanlık tohumları artık yeşermeyecektir.

İbret alınacak şu görüşe bakar mısınız? Irkçı teorisyen ve Ari Model savunucusu Julius Beloch, 1894’te şöyle der: “İngilizce konuşan bir zenci, bu yüzden bir İngiliz sayılmaz. Günümüzde Almanca konuşan bir Yahudi ne kadar Alman kabul ediliyorsa, Yunanca konuşan Yahudi de o kadar Yunanlıydı.” Bu ırkçı görüşler Hitler faşizminin kaynağını oluşturdu. İşte Doğu’nun Batı’dan farkı! Bizim yurdumuzda ırkçılık kök salamaz, birlik ve kardeşliğin duvarına çarpar.

Yukarıda verdiğimiz örnekler yurdumuzun anadili Türkçenin birleştirici, kardeşliği ören güçlü bir dil olduğuna bir kez daha dikkatleri çekmek içindi. Kürtçelerin Anadolu dillerinden ve bizim olduğunu bir kez daha yineleyelim. Amacımız konuşulan dilleri karşı karşıya getirmek değil, nesnel gerçeğin görülmesini sağlamaktır. Kürtçeleri siyasi amaç için kullanan bölücüler bu amaçlarına hiçbir zaman ulaşamayacaklar. Ortak vatanımız Türkiye, ortak dilimiz de Türkçedir.

Dil, vatan duygusunun başta gelen ana birleştirici unsurudur. Melih Cevdet Anday’ın dediği gibi: “İnsanımızı, yurdumuzu, dilimizi, duygularımızı sevmek, geliştirmek ve yeni alternatifler yaratmak” olmalıdır.

SONUÇ YERİNE

Büyük emperyalist devletler, dünya sermayesinin merkezleri; ulusal piyasaları çökertme, ulusal devletleri yıkma, ezilen dünyayı milliyet/mezhep boğazlaşmalarıyla parçalama yönündeki uygulamalarını sürdürüyor. Bu tehlike hâlâ devam ediyor.

Başta PKK’nın lider kadroları olmak üzere herkesin birleştirici bir dile sahip olması son derece önemlidir. Her konuşmalarında yeni talepleri cümlelerin arasına sıkıştırma taktiğinin işlemeyeceğini bir kez daha belirtelim. Hükümet de sürecin doğru yönde ilerlemesini sağlayacak bir çizgiyi benimsemelidir. Özellikle de Vatan Partisi’nin “Feshedilen PKK Terör Örgütü Mensuplarına İlişkin Af Kanunu Tasarısı”nı mutlaka dikkate almalı, uygulamak için yararlanmalıdır. Çıkmaza çıkış yolu ancak böyle sağlanır.

Gün sorumluluk alma ve yerine getirme günüdür. Ayrıntılar esasın önüne konnularak bir yere varılamaz.

Özellikle de bu süreçte PKK’ya yakın medya organlarına büyük görev düşüyor. PKK medyası gerek haber ve söyleşilerde ve gerekse hazırlanan programlarda etnik ve dini söylemlerden imtina etmeli, dilini değiştirmelidir. Avrupa'dan yayın yapanlar o ortamın sağladığı atmosfere bakarak konuşmamalı. Türkiye’yi, Türk tarihini, Cumhuriyet’i suçlayan, hedef alan ezberlenmiş yaftaları kullanmamalı. Eğer sürecin başarıyla tamamlanmasını istiyorsak yürüyüş ve duruşlarımız da ona göre olmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin planlı çalışması neticesinde ve 27 Şubat 2025’te Abdullah Öcalan'ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” sonrası havanın değiştiğine hepimiz tanığız. Bu sürecin başarıyla tamamlanması halinde; Edirne’den Kars’a, Hakkâri’den Çanakkale’ye kadar Türkiye huzura kavuşacaktır. Başta ABD emperyalizmi olmak üzere emperyalizme verilecek en anlamlı tarihi yanıt olacaktır.

Kaynağa Git

İlgili Haberler