Gece yarısı...
Cape Town’un Kuils River semtindeki bir benzin istasyonunda her şey sıradan görünüyordu. Floresan lambalarının altında birkaç araç sessizce yakıt alıyor, gece vardiyası alışılmış ritmiyle sürüyordu.
İstasyona hızla giren bir otomobilin direksiyonundaki adamın telaşı gecenin rutin seyrini böldü. Yan koltuktaki hamile kadın artık hastaneye yetişemeyecek durumdaydı. Dakikalar içinde benzin istasyonunun rutin telaşı yerini bambaşka bir koşuşturmaya bıraktı. Artık zaman ağır çekimde ilerliyordu.
Henüz 21 yaşındaki istasyon görevlisi Chevaan Abrahams hiç düşünmeden yardıma koştu. Ne sağlık eğitimi vardı ne de daha önce doğum yaptırmıştı. Ama o an korkusundan daha güçlü bir duygu vardı: Karşısındaki çaresiz iki insana yardım edebilmek. Dakikalar sonra bir erkek bebek, hastane odasında değil, benzin pompalarının birkaç metre ötesinde eski bir otomobilin içinde, genç görevlinin titreyen ellerinde dünyaya geldi. Anne de bebek de sağlıklıydı.
Haber kısa sürede Güney Afrika’nın dört bir yanına yayıldı. Chevaan bir gecede ülkenin konuştuğu isimlerden biri oldu. Minnettarlığını ömür boyu yaşatmak isteyen aile ise bebeğe ikinci isim olarak “Chevaan” adını verdi.
Bu haberi okurken aklıma Güney Afrikalıların çok iyi bildiği bir Nguni atasözü geldi: “Umuntu ngumuntu ngabantu.”
Türkçesi oldukça yalın: “İnsan, insanla insandır.”
Bu yalnızca eski bir Xhosa atasözü değil; Ubuntu felsefesinin özü. İnsanın ancak başka insanların varlığıyla anlam kazandığını anlatan bir yaşam anlayışı... Komşunun komşuya sahip çıktığı, yabancının bile zor durumda yalnız bırakılmadığı ütopik bir dünya... O gece benzin istasyonunda yaşanan tam da buydu.
HAYALİ ‘PARAMEDİK’ OLMAK
Ancak haberi okurken alkışların arasında kaybolan başka bir ayrıntı dikkatimi çekti.
Chevaan’ın en büyük hayali paramedik olmaktı. Belki bir ambulans ekibinden etkilenmişti. Belki çocukluğunda yardım eli uzatan bir sağlık çalışanına hayran kalmıştı.
Sebebini bilmiyoruz. Haber kamuoyu ile paylaşılınca eğitim masrafları için bağış seferberliği başlatıldı. Ne kadar umut verici bir hikâye değil mi?
Chevaan’ın kahramanlık hikâyesi güzel ama aynı zamanda hüzünlü. Bir gencin geleceği neden bir mucizeye bağlı olsun? Toplumun en yetenekli gençleri neden hayallerine ulaşabilmek için doğru yerde, doğru zamanda bulunmayı beklemek zorunda kalsın ki?
TOPLUMLARIN KAHRAMANLARA İHTİYACI
Kahraman hikâyeleri bizi derinden etkiler. Çünkü bir insanın cesaretinin ve iyiliğinin, bazen koca bir sistemin eksikliğini kapatabildiğini görmek isteriz. Ancak güçlü toplumlarda kahramanlar, kurumların yerine geçmez; kurumlar zaten görevlerini yerine getirir. Fırsat eşitliğinin güçlü olduğu toplumlarda insanlar hayallerine emekleri ve eğitimleriyle ulaşır. Fırsat eşitsizliğinin derin olduğu toplumlarda ise kader çoğu zaman güzel bir rastlantıya, yaşam bir mucizeye bırakılır.
Dayanışma elbette insanlığın en güzel reflekslerinden biri. Ancak bir gencin eğitiminin, bir hastanın tedavisinin ya da büyük afetlerin ardından depremzedelerin, selzedelerin en temel ihtiyaçlarının büyük ölçüde gönüllü bağışlarla karşılanmasının normalleşmesi de üzerinde düşünülmesi gereken bir durum. Dayanışma, iyi işlemeyen kurumların yerini doldurmak için değil; güçlü ve hesap verebilir kurumların yanında toplumsal vicdanın doğal bir yansıması olarak var olmalıdır.
Toplumlar bazen kahramanlarını alkışlarken o kahramanları ortaya çıkaran şartları ve kişinin zaaflarını da görmezden gelir. Oysa güçlü devletler, kahramanları olduğu için değil; vatandaşlarını kahramanlara muhtaç bırakmadıkları için güçlüdür.