CANAN SAKARYA / ANKARA
Pandeminin ardından dünya genelinde başlayan korumacılık politikaları, Avrupa Birliği’nde de kendisini gösterirken, 2022 yılında yapılan bir düzenlemeyle kamu alımları yoluyla AB firmalarına ayrımcılık uygulayan ülkelerin firmalarına ihale katılım yasağı veya fiyat dezavantajı getirildi. Bu kapsamda ilk yaptırım Çin tıbbi cihaz firmalarına karşı uygulandı.
Bunu takip eden 2023 yılında ise yine Türk firmalarını etkileyebilecek bir düzenleme hayata geçirildi. Yabancı Sübvansiyonlar Tüzüğü kapsamında AB dışından devlet desteği alan firmalara bildirim zorunluluğu getirildi. Türkiye ise AB’nin getirdiği bu korumacılık önlemlerini Türk firmaları yönünden aşabilmek için mevzuat değişikliğini gündemine aldı.
Mevcut düzenleme yeterli değil
Kamu İhale Kanunu’nda yerli isteklilere yüzde 15 fiyat avantajı sağlanmasına ilişkin bir hüküm bulunuyor. Bu hükmün uygulanması, AB firmalarına açık ihalede o firmaları etkileyeceği için AB’nin yaptırımlar listesine Türk firmalarının da girebilmesi riskini taşıyor. Kanunun 53’üncü maddesi ise Kamu İhale Kurumu’na, uluslararası ihalelere yönelik bir yetki veriyor. Yerli isteklilerin, yabancı ülkelerde açılan ihalelere katılmalarına engel olunduğunun tespit edilmesi halinde, bu uygulamanın yapıldığı ülkenin isteklilerinin de, bu Kanun kapsamında yapılan ihalelere katılmalarının önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması noktasında Cumhurbaşkanına teklifte bulunma yetkisi veriliyor. Yani bu hüküm mütekabiliyet esasları çerçevesinde sadece Türkiye’nin negatif etkilendiği durumlarda mütekabiliyet uygulanması noktasında yetki veriyor.
AB firmalarına ‘avantaj’ yetkisi
Mecliste kabul edilen Torba Kanunda yapılan düzenleme ise AB’nin yaptırım listesine Türk firmalarının girmesini engellemek amacıyla Cumhurbaşkanına yetki veriliyor. Buna göre, 4734 Sayılı Kamu İhale Kanuna ‘Kamu alımlarında mütekabiliyet’ başlıklı ek bir madde eklendi. Alımlarda yerli istekliler, yerli malı ve bu malı teklif eden istekliler lehine tanınan hak ve avantajların, Avrupa Birliği üyesi devletlerde yerleşik isteklilere, Avrupa Birliği menşeli mala ve bu malı teklif eden isteklilere de mütekabiliyet esasları çerçevesinde ülke ve/veya ürüne göre kısmen ya da tamamen tanınması konusunda Cumhurbaşkanı yetkili olacak.
Yani hangi sektörlerin kapsamda olacağı metne yazılmayacak, gelişmelere göre KİK sektör bazında Cumhurbaşkanına teklifte bulunacak. Böylece, uluslararası sözleşmelerden ve ikili anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerin ifası ile ülke menfaatlerinin gerektirdiği hallerde mütekabiliyet ilkesini pozitif yönde de işletebilme yetkisi verilmiş olacak. Teklifin gerekçesinde; düzenlemeyle, Avrupa Birliğinin korumacı politikalarının yol açabileceği olumsuz etkilerin ortadan kaldırılarak yerli üreticilerin ihracat gücünün korunması, yerli istekliler ve yerli ürünlerin Avrupa Birliği pazarına erişim hakkının mütekabiliyet temelinde güvence altına alınarak pazar payının artırılmasının hedeflendiği kaydedildi.
Alım yapan kamu idaresi sayısı 250 bini buluyor
Yasal düzenlemeyle birlikte Türk şirketlerinin de katılabileceği AB pazarının bu alandaki büyüklüğü 2 trilyon Euro civarında bulunduğu ifade ediliyor.
Türkiye’de ise 2025 yılında ihale dokümanında yerli istekli ve yerli malı lehine fiyat avantajı uygulanacağı belirtilen 6 bin 762 adet ihale gerçekleştirildi. Bunların toplam sözleşme tutarı ise yaklaşık 1.12 trilyon liraya ulaştı. Aynı yıl içerisinde 38 bin 283 adet Türkiye Cumhuriyeti uyruklu, 70 adet AB uyruklu ve 73 adet diğer ülke uyruklu yüklenici ile sözleşme imzalandı.
AB’nin kamu alımları pazarının yıllık büyüklüğünün ise yaklaşık 2 trilyon Euro olup alım yapan kamu idaresi sayısının ise yaklaşık 250 bin olduğu kaydedildi.
"Türk firmalarının sıkıntı yaşamaması için düzenleme yapılıyor"
Kamu İhale Kurumu Başkanı Hamdi Güleç, teklifin Plan ve Bütçe Komisyonu'ndaki görüşmeleri sırasında yaptığı değerlendirmede, AB'nin yaptırımlarından etkilenmemek için iki yöntem bulunduğunu bildirmişti.
Bunlardan ilkini Dünya Ticaret Örgütü'nün ikili serbest ticaret anlaşmasına taraf haline gelmek olarak kaydeden Güleç, diğerinin ise gümrük birliğine hizmet ve yapım işlerinin de dahil edilmesi olduğunu kaydetti. Her iki yolunda zaman alacağının altını çizen Güleç, önümüzdeki süreçte Türk firmalarının mevcut pazarlarda sıkıntı yaşamaması için bu yetkinin alındığını aktardı. Güleç konuyu şöyle örneklendirdi: "Mesela İtalya'da bir ürün teklif edilecek, Cumhurbaşkanlığı makamına tanınan yetkiyle şu sektörde şu ürünler Türkiye'de Avrupa Birliği menşeli firmalarca teklif edilirse yerli firma ya da yerli ürün addedilir diye bir karar hızlıca üretme şansı olacak."