Botanikçi David Fairchild, 19. yüzyılın sonunda ABD Tarım Bakanlığı adına dünyayı gezerek avokadodan kinoaya 200 binden fazla egzotik bitkiyi ülkesine taşıdı. Gizli görevlerle dolu bu yolculuk, Amerikan mutfağını ve tarımını kökten değiştirerek bugünkü modern yapısına kavuşturdu.
19. yüzyılın sonlarına kadar Amerika Birleşik Devletleri, oldukça sınırlı ve lezzetsiz bir beslenme kültürüne sahipti. Mutfaklarda patates, mısır, et ve peynir başı çekerken; baharatlar ve egzotik meyveler sofralara henüz uğramamıştı. Ancak bu durum, gezgin ve botanikçi David Fairchild’ın sahneye çıkmasıyla tamamen değişti.

DÜNYAYI GEZEN BİR BOTANİKÇİ VE "GIDA CASUSU"
1890'lı yıllardan itibaren ABD Tarım Bakanlığı (USDA) bünyesinde çalışan Fairchild, ülkenin tarımsal ve ekonomik kalkınmasını sağlamak amacıyla dünya turuna çıktı. Görevi; Bavyera’nın şerbetçiotlarından Peru’nun kinoasına, Mısır’ın pamuğundan Irak’ın hurmasına kadar yüz binlerce farklı bitki kökünü, tohuma ve çeliği Amerika’da üretilmek üzere toplamaktı.
Gittiği ülkelerde kimi zaman diplomatik ilişkiler kuran Fairchild, Bavyera'daki en iyi şerbetçiotlarını elde edebilmek için tarlalarda nöbet tutan bekçileri ikna etmek zorunda kalıyor, kimi zaman ise gizli operasyonlarla egzotik tohumları ülkesine taşıyordu.

BUGÜN YEDİĞİMİZ BİRÇOK ÜRÜNÜN ARKASINDAKİ İSİM
Yazar Daniel Stone’un The Food Explorer kitabına da konu olan Fairchild’ın çalışmaları sayesinde bugün süpermarketlerde sıkça gördüğümüz mango, avokado, kinoa, kıvırcık marul ve nektarin gibi birçok ürün Amerikan topraklarında yetiştirilmeye başlandı.
I. Dünya Savaşı'nın ardından gelen karantina yasaları ve milliyetçilik akımları nedeniyle bu "tarımsal ajanlık" dönemi bitmiş olsa da, Fairchild'ın kurduğu tohum dağıtım sistemi modern dünya mutfağının ve tarımının temellerini attı.
Odatv.com