NEET ANALİZİ
İngilizce NEET (Not in Education, Employment or Training) kısaltmasıyla bilinen ‘Eğitimde, İstihdamda veya Mesleki Eğitimde Olmayan’ (kısaca ne eğitimde ne istihdamda dediğimiz) tanımlaması, 18-24 yaş aralığındaki gençler dikkate alınarak kullanılmaktadır.
Buna göre NEET, eğitim yönünden bakıldığında, yalnızca yükseköğretimde olmayan gençleri ifade eder; 18 yaşa kadar eğitim almış veya almamış gençleri hesaba katmaz. İstihdam yönünden bakıldığında ise üniversite mezunlarının aşağı yukarı 20’li yaşların ortasından sonra çalışma hayatına başlayacakları düşünüldüğünde, büyük çoğunlukla ortaöğretim çağından sonra işsiz olanları kapsama alır. Bu bakımdan NEET analizini, ilköğretim ve ortaöğretimin istihdam yönünden çıktıları olarak okumak gerekir.
GENÇLERİMİZ İŞSİZ
Son aylarda eğitim ve üretim sektöründeki kuruluşların NEET raporları art arda gelmeye başladı. Bu bir rastlantı değil. Çünkü ortada devasa bir sorunumuz var: gençlerimiz işsiz, gençlere istihdam alanları açılamıyor, var olan da küçülüyor. Çünkü Türkiye’de üretim çarkları dönmüyor.
OECD’nin ‘Bir Bakışta Eğitim 2025’ raporuna göre Türkiye’de 18-24 yaş arası her üç gençten biri (yüzde 31,4) ne eğitimde ne istihdamda (NEET) yer alıyor; artık bunlara ‘ev genci’ deniyor (OECD ortalaması ise yüzde 14,1). Bu oranla Türkiye, ev genci oranının en yüksek olduğu OECD ülkesidir. Ayrıca, Türkiye’deki ne eğitimde ne istihdamda olan kadınların oranı erkeklerin neredeyse iki katıdır.
Bu çarpıcı sonucu, üretim ve istihdam krizimiz yerine, Türkiye’de gençlerin üniversiteye gidemediği yönünde öne çıkarmayı tercih edenlere bir bilgi verelim: Türkiye’de 25-34 yaş aralığındaki yükseköğretim mezunu oranı yzüde 44,2’ye yükselmiştir ve bu oran, yüzde 48,4 olan OECD ortalamasına yakındır. Türkiye’de dört yıllık lisans mezunu oranı ise yzüde 27,6 ile yüzde 26,1 olan OECD ortalamasının biraz üzerindedir. Yani yüksek NEET oranlarımızı yükseköğretimin çok geride olduğu şeklinde okumak gerçeklerle uyumlu değildir.
GENÇLERİ ÜRETİM HAYATINA KAZANDIRMAK
Kaldı ki yarının üretici güçlerini yetiştirmek üzere kurgulanan eğitim sisteminin nihai hedefi, her bir genci üniversite mezunu yapmak olamaz. Dünyada böyle bir örnek yoktur. Esas olan, bireylerin hayata etkin katılımı için gerekli olan temel bilgi, beceri ve değerlerin kazandırıldığı, kişisel, akademik ve toplumsal gelişimi destekleyen ortaöğretim basamağının, devletin üretim planlaması doğrultusunda kurgulanmasıdır. Ülkelerin öncelikli amacı, tüm gençleri, genel ortaöğretim eğitimi almasını veya mesleki yeterlikler kazanmasını sağlayarak, ortaöğretim veya üniversiteden sonra üretim hayatına kazandırmaktır.
ÜRETMEK ZORUNDAYIZ…
Kadınlar yönünden baktığımızda tablo daha ağırdır. 2 Şubat 2026 tarihli Aydınlık gazetesinde çıkan ‘Ahdetti Kadınlarımız! Dönmezler Devrim Yolundan!’ başlıklı yazımızda, TÜİK’in verilerindeki kadınların eğitimin tüm basamaklarında oransal olarak erkeklerin önüne geçtiği saptaması var. Yazıda, kadınlarımızda yükselen ‘Ben okuyacağım’ iradesinin, ‘Toplumda üreterek var olacağım’ iradesini yansıttığını, bunun da üretim devrimi yolunda büyük kararların eşiğindeki ülkemiz için ifade ettiği değerden söz ettik.
Kadınların eğitime katılması, yalnız kadının toplumsal yükselişi yönünden değil ekonomi gücümüzü yüzde 30’lara kadar büyütmesi açısından da büyük öneme sahiptir. Tabii, bunun şartı üretim ekonomisine geçmek ve eğitim planlamasını üretim stratejilerimize göre yapmaktır. Üretmeyen Türkiye’de kadınların eğitimdeki oranının yükselmesi, var olan istihdam krizi içinde, ne eğitimde ne istihdamda olan ev gençlerinin üçte ikisini -NEET sonuçlarının ortaya koyduğu gibi- yine kadınların, ama bu defa ‘okumuş’ kadınların oluşturacağı bir sonuca varacaktır.
