Aşure, Türk mutfağının en mütevazı ama en derin anlamlı lezzetlerinden biridir. İçinde barındırdığı çeşitlilik, binlerce yıllık birikimi ve paylaşım ruhuyla günümüzün hızlı tüketim kültürünün tam karşısında durur. Bir kâse aşureyi tadarken hem tarihin derinliklerine uzanır hem de komşunuzla kurduğunuz sıcak bağın tadını çıkarırsınız.
“Noah’s Pudding” olarak da bilinen bu özel ikram, sadece bir tatlı olmanın ötesinde, bereketi, paylaşımı ve tarihi bir olayı simgeler.
İslam Dünyası 16 Haziran’da Hicri yıl başına girdi. 10 gün sonra da yani 25 Haziran’dan itibaren Aşure pişirmek önemli bir sevap olarak kabul edilir… Özellikle Muharrem ayının 10. günü pişirilerek komşulara, akrabalara ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılmasıyla ünlüdür.
Aşurenin köklerine dair anlatılan ilk efsane, insanlığın ortak hafızasında önemli bir yere sahiptir. Nuh Peygamber’in gemisi Tufan’ı atlatıp Cudi Dağı’na ulaştığında, ambarda kalan son erzaklar —buğday, nohut, fasulye ve diğer kuruyemişler— büyük bir kazanda bir araya getirilerek ilk aşure kaynatılır. Bu yönüyle aşure, sadece bir tatlı değil; zorluklara karşı bir arada durmanın, özgürlüğün ve paylaşarak çoğalmanın mitolojik bir sembolüdür.
Bunun yanı sıra inanç tarihinde Muharrem ayının onuncu günü; Hz. Adem’in tövbesinin kabul edildiği, Hz. İbrahim’in Nemrut’un ateşinden zarar görmeden çıktığı ve Hz. Yakup’un oğlu Hz. Yusuf’a kavuştuğu müjdeli bir eşik olarak da kabul görür.