Ana içeriğe geç

Çin'e karşı uygulanan korumacı önlemler Türk şirketlerini de engelliyor

AB’nin Çin’e karşı devreye soktuğu korumacı mekanizmalar ve yeni nesil ticaret araçları, Türk şirketlerinin de AB pazarına erişimini tehdit ediyor. Son dönemde Türk şirketlerinin AB ihalelerinden gerekçesiz şekilde elenmesi krizi derinleştirirken, İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, krizin aşılması için Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve kamu alımlarının masaya yatırılması gerektiğini vurguladı.

Çin'e karşı uygulanan korumacı önlemler Türk şirketlerini de engelliyor
Ekonomim.com
16

MERVE YİĞİTCAN

Avrupa Birliği’nin (AB) son yıllarda devreye soktuğu korumacı mekanizmalar ve yeni nesil ticaret araçları, Türk şirketlerinin AB pazarına erişimini tehdit etmeye devam ediyor. Bozankaya ve Kolin gibi önemli Türk firmalarının AB ihalelerinden gerekçesiz şekilde elenmesiyle derinleşen krizin ardından, İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. AB’nin Uluslararası Kamu Alımları Aracı (IPI) ve Yabancı Sübvansiyonlar Tüzüğü (YST) gibi son 4-5 yılda oluşturduğu mevzuatın, AB pazarına girişleri şirketler ve devletler için ayrımcı hale getirdiğine dikkat çeken Zeytinoğlu, "Başta Çin’den gelen yatırımlara ve sübvanse edilmiş ürünlere karşı geliştirilse de bu araçlar Türkiyemiz için de bir engele dönüşmekte. İKV olarak bizim hep dile getirdiğimiz bir husus var; Gümrük Birliği ilişkisi doğası itibarıyla dinamik bir ilişkidir. AB mevzuatı değişip yenilendikçe sizin de Gümrük Birliği’ni adapte etmeniz gerekir" ifadelerini kullandı.

Uyumlaştırma yeniden sağlanmalı

Türkiye’nin 30 yıl önce GB'ye girerken rekabet hukuku, tüketici koruma ve fikri mülkiyet gibi alanlarda uyum sağladığını ancak aradaki makasın açıldığını belirten Zeytinoğlu, Avrupa Yeşil Mutabakatı, Temiz Sanayi Mutabakatı ve Sanayi Hızlandırıcı Yasası gibi adımlarla AB iç pazar mevzuatının hızla değiştiğine işaret etti.

Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin siyasi engeller, Ankara Protokolü’nün uygulanması şartı ve AB pazarındaki artan korumacılık nedeniyle engellendiğini ifade eden Zeytinoğlu, “STA’lar gibi Gümrük Birliği’nin aksayan hususlarının düzeltilmesi için revizyon ve sanayi ürünleri ile sınırlı olan Gümrük Birliğinin kapsamının genişletilmesi, derinleştirilmesi ve özellikle ticari ve ekonomik düzenlemelerde dijital ticaretten, hizmetlere, tarıma ve kamu alımlarına kadar uyumlaştırmanın sağlanması gerekli” diye konuştu.

Mütekabiliyet düzenlemesi önemli

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’na gelen torba yasayla Kamu İhale Kanunu’na eklenecek ek maddeyle hayata geçirilecek ‘pozitif mütekabiliyet’ düzenlemesine de değinen Zeytinoğlu, "Kamu alımları piyasalarından dışlanmamak için AB mütekabiliyet şartını ileri sürüyor. Türkiye’nin de kamu alımları pazarında ayrımcı uygulama yapmaması ve AB şirketlerine ulusal muamele sağlaması bekleniyor. Bu açıdan TBMM’ye sunulan yasa teklifi önemli. AB bu süreçte yasanın AB şirketlerine ulusal muamele sağlanmasına yönelik açık bir taahhüt içermesini bekleyecek ve uygulamaya odaklanacak" diye konuştu.

Türk firmalarının AB kamu ihalelerinden dışlanmaması ve eşit koşullara sahip olması gerektiğini vurgulayan Zeytinoğlu, “Bunun için gümrük birliğini oluşturan 1/95 sayılı kararda, 48. maddede bir hüküm bulunuyor; ‘Bu Kararın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren mümkün olan en kısa süre içinde, Ortaklık Konseyi Tarafların kamu alımları piyasalarını birbirlerine açmalarına yönelik görüşmelerin başlatılması için bir tarih belirler. Ortaklık Konseyi bu alandaki gelişmeleri her yıl gözden geçirir.’ Aslında Gümrük Birliği kararı alınırken, kamu alımları piyasalarının karşılıklı olarak açılması öngörülmüş. Ancak ondan sonra bu hususta ilerleme sağlanmamış. Ortaklık Konseyi de 2019’dan beri toplanmıyor. Yani aslında çok daha önce halletmemiş olmamız gereken bir konu” ifadelerini kullandı.

Dışlanma AB firmalarını da etkiler

Zeytinoğlu, şöyle devam etti: “Öncelikle gümrük birliğinin güncellenmesi sürecinin hızlandırılması, AB reform sürecinin yeniden canlandırılması yoluyla AB’ye açık bir mesaj verilmesi, Türk firmalarının AB pazarında yarattığı katma değerin muhataplara anlatılması ve dışlamanın AB pazarı, tedarik zinciri dayanıklılığı açısından oluşturabileceği zararın aktarılması. Burada Türkiye’de yatırımı olan Avrupa firmalarının da mobilize edilmeleri büyük önem taşıyor. Türkiye sadece Gümrük Birliği üzerinden değil, AB yatırımlarının büyüklüğü sebebiyle de AB pazarının bir parçasıdır. Dolayısıyla Türkiye’ye yönelik bir dışlanma AB firmalarını da etkileyecektir. AB yatırımları için Türkiye’nin cazibesini koruması da önemli bir husus. Bunun için yatırım ortamının iyileştirilmesi gerekiyor. İlk beş ayda ülkemize gelen doğrudan yabancı yatırım verilerine baktığımızda 4 milyar dolar geldiğini ancak gelenden çok yatırımın da dışarı gittiğini görüyoruz. Bu durum AB ile yatırım ilişkimizi ve dolayısıyla AB karşısındaki pazarlık gücümüzü de olumsuz etkiliyor. AB’nin near-shoring ya da friend-shoring stratejilerinden yeterli kazanımı sağlayamıyoruz.”

Türk firmalarına temyiz yolu da kapandı

Red Apple analizinden elde edilen bilgilere göre, Türk şirketlerinin AB ihalelerinden dışlanması süreci münferit vakalardan ziyade yapısal bir boyuta ulaşmış durumda. Romanya'da Ploieşti İstinaf Mahkemesi'nin 13 Temmuz 2026'da Bozankaya'nın 50 milyon Euro'luk tramvay ihalesine ilişkin itirazını esasa hiç girmeden 'kabul edilemez' bulup reddetmesi ve temyiz yolunu kapatması emsal teşkil ederken, bu durum Türk firmalarının elenmesinin ardından mahkeme haklarının da ortadan kaldırıldığını gösterdi. Öte yandan, Avrupa Adalet Divanı'nın (ABAD) Ekim 2024'teki Kolin davası (C-652/22) kararında, AB ile kamu alımı anlaşması bulunmayan ülkelerin firmalarının eşit muamele talep edemeyeceğine hükmetmesi bu dışlamalara hukuki bir altyapı kazandırdı. Analiz, riskin sadece ana teklif sahipleriyle sınırlı kalmadığını; Lizbon'daki hafif raylı sistem ihalesinde görüldüğü üzere projede yer alan bir alt tedarikçinin yapısı yüzünden AB'li teklif sahiplerinin de tedarikçilerini değiştirmek zorunda kaldığını ortaya koyuyor. Red Apple'ın değerlendirmesine göre mesele şirketlerin üretim kapasitesiyle değil, tamamen yapısal menşe ve devlet destekli finansman mekanizmalarıyla ilgili bulunuyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler