Sinema tarihinde yemek çoğu zaman yalnızca bir dekor unsuru olmadı. Karakterlerin kimliğini, sınıfsal çatışmaları, arzuları, tutkuları ve toplumsal dönüşümleri anlatan güçlü bir sembole dönüştü. Kimi zaman görkemli bir ziyafet sahnesi, kimi zaman bir aile sofrası ya da bir aşçının mutfaktaki mücadelesi, filmlerin unutulmaz anlatı unsurları arasında yer aldı.
Yazar ve akademisyen Oğuz Makal, Sevgilim Sinema Sevgilim Yemek: Sinemada Gastronomik Temsiller ve Kültürel Anlamlaradlı kitabında tam da bu ilişkiyi mercek altına alıyor. Kitap, sinema ile gastronominin kesiştiği noktaları incelerken, yemeğin filmlerde nasıl bir anlatım aracına dönüştüğünü farklı örnekler üzerinden ele alıyor.
Çalışmada, Luis Buñuel'in Burjuvazinin Gizli Çekiciliğinden Babette’in Şölenine, Peter Greenaway’in Aşçı, Hırsız, Karısı ve Aşığından Vatele, Mutfak Hikayeleri, Umudun Tarifi, Phantom Thread ve The Menu gibi yapımlara kadar geniş bir film seçkisi yer alıyor. Ancak kitap yalnızca iştah açan sofralarla sınırlı kalmıyor. Büyük Tıkanma, Dumplings ve Taxidermia gibi izleyicide rahatsızlık ve sorgulama duygusu yaratan filmler de gastronomik temsiller açısından değerlendiriliyor.
Makal, yemek temasını semboller, metaforlar, toplumsal ilişkiler ve kültürel kodlar ekseninde inceliyor. Aşçılar, sofralar, tarifler ve tüketim alışkanlıkları sinema dili içinde yeniden anlam kazanırken, okuyucu da filmlere farklı bir gözle bakma fırsatı buluyor.
Sekseni aşkın filmi kapsayan kitap, sinema tarihini gastronomi perspektifiyle okumak isteyenler için kapsamlı bir kaynak niteliğine sahip. Film sahnelerinin ardındaki kültürel katmanları keşfetmek, yemek ve sinema arasındaki güçlü bağı anlamak isteyen okurları zengin bir düşünsel yolculuğa davet ediyor.
Odatv.com