Ana içeriğe geç

Siyaset güvenilir varsayımlar üzerine inşa edilmelidir

Siyaset güvenilir varsayımlar üzerine inşa edilmelidir
Ekonomim.com
16

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Türkiye’ye hem ülkelerinde etnik ayrılıkçılığı desteklemedikleri için hem de dış güçlerin baskısı, yani Amerika Birleşik Devletleri’nin ısrarları karşısında siyasetlerini değiştirmedikleri için teşekkür etmiştir. Aslında Arakçi’nin ülkemize teşekkür etmesi bizi memnun etmekle beraber, teşekkür etmesine gerek yoktur. Bölge siyasetini izleyen aklı başında herhangi bir kimse, Türkiye’nin İran ile savaşa gidecek davranışlardan kaçınacağını bilir. Bunu anlamayan veya İran Azerbaycan’ını Türk dünyasına katmak isteyen romantikler, hiçbir zaman ciddi bir güç oluşturamamışlardır. Birleşik Devletler siyasa yapımcılarının İran Kürtlerini isyana teşvik edeceklerini, bunu desteklemek üzere de Irak Kürtlerini İran’a karşı harekete geçirebileceklerini düşünebilmeleri, Orta Doğu siyasetini iyi çözemediklerini, buna karşılık bölgeyi nizama sokmak için bilgiye dayalı olmayan planlar hazırladıklarını bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Sizler de biliyorsunuz, Birleşik Devletler bölgeye düzen getirmek üzere kendi aklınca bir dizi proje oluşturmakta, bunları devreye sokmaya çalışmaktadır. Bu tür aklı evvel projelerin mimarlarından birinin ülkemizde sefir-i kebir olduğunu ve bir an önce ülkemizden gitmesi gerektiğini ifade ettiğimizi, dikkatli okuyucular herhalde hatırlayacaklardır.

Amerikan siyasetinin Kürt yanılgısı

Amerikan siyasa yapımcılarının dikkatinden kaçan ilk husus, Kürtleri kendi izlemek istedikleri her türlü siyaseti destekleyecek bir güç olarak görmeleridir. Kendi siyasetleri hedefe ulaştığı zaman ise sözlerinden kolayca cayabileceklerini de düşünmektedirler. Her ne kadar Kürt liderleri Amerikalıların bu davranışını görseler de, bağımsızlık kazanma cazibesi karşısında basiretlerinin bağlandığı anlaşılmaktadır. Son bağımsızlık girişimleri oldukça yenidir. Amerikalılar kendilerine Sovyet yandaşı Esat rejimini devirmeye katkıda bulunmaları ve İslami Cihad’ın ilerleyişini durdurmaları karşılığı bağımsızlık vermeyi vaat etmişlerdir. Cihatçılar zaten zaman içinde önemli bir güç olmaktan uzaklaşmışlardır. Buna karşılık Esad gerçekten de görevinden uzaklaştırılmış, ama yerine Amerikalılar ile uyum içinde hareket etmeyi şiar edinmiş al-Şara getirilmiştir. Kürtlere ise yeni Suriye’nin inşasında önemli görevler üstlenmeleri gerekeceği hatırlatılmakla yetinilmiştir. Bağımsızlık bekleyen Kürtler ve onlara yaklaşarak Amerikan bürokrasisinde veya silahlı kuvvetlerde kendilerinin ilerleyeceğini sanan yetkililer nafile bir çaba gösterdiklerini itiraf etmek zorunda kalmışlardır.

Amerikalı dostların hatırlamasında fayda vardır: Kürtleri Ruslar da kullanmışlardır, gelecekte de kullanabilirler. Dolayısıyla en iyi Amerikan siyaseti, bu halkların kendi kimliklerini korumak kaydıyla, yaşadıkları ülkeyle bütünleşmelerini teşvik etmek olabilir. İsrail’in ise uzun süredir bölgede Amerikan ve tabii İsrail desteği olmadan yaşayamayacak olan bir Kürt devleti kurma hayalini sürdürdüğünü söyleyebiliriz. Bu konudaki rivayetler özellikle son zamanlarda Türkiye’nin İsrail karşıtı bir söylemi benimsemesiyle alevlenmiş, Amerika ve İsrail’in savaşta farklı çizgiler izlemeye başlamasıyla sönmeye başlamıştır.

İddialara göre, böyle bir ülkenin varlığını Türkiye, İran veya Irak kabul etmeyecekler, dolayısıyla bu üç ülke İsrail’in işine gelmeyen işlere yöneldikleri zaman, bu Kürt ülkesi de onlara sorun yaratmak maksadıyla manipule edilebilecektir. Neyse ki, İsrail’in gücü kendi başına böyle bir ülke yaratmaya yetmemekte, buna karşılık Amerika Birleşik Devletleri ise kendi çıkarını öne alarak yeni bir ülke yaratmak yoluna gitmemeyi tercih etmektedir. Örneğin, İran ile olan son çatışmada, İsrail’in önerdiği İran’da etnik ayaklanma çıkarmak fikrine belki de Amerikalıların da akılları yatmış, ama Türkiye’nin böyle bir durumda bölgeye asker sevk edeceğini ve Kürt güçlerini durduracağını kesinlikle ifade etmesinden sonra fikir terk edilmiştir. İran’da zaten büyük sıkıntılar yaşayan Trump herhalde Türkleri kızdırmak ve mücadeleye dahil ederek Amerikan karşıtı bir koalisyonda yer almalarını istememiş olsa gerektir. Türkiye’yi zaten İsrail karşıtı bir koalisyonda gören İsrail’in ise bu karardan memnun olmadığına ilşkin kuşku duymaya gerek yoktur.

Kürtlerin birbiriyle akraba olmakla birlikte farklı diller konuştukları biliniyor. Zazaca, Kırmançça ve Soranice konuşanların bir diğerinin dilini nispeten kolay öğrendiklerini bilebiliriz ama aynı dili konuşmadıkları da biliniyor. Belki Türkçe ile Özbekçeyi örnek vererek farkı daha anlaşılabilir hale getirmemiz mümkün olur. Sosyal düzenleri aşirete dayanan ve birlikte hareket etmeyi düşünmeyen bir yapıya sahiptirler. Erbil ve Süleymaniye’de farklı boyların egemen olduğu malumdur. Amerikalılar bu özelliklerini yeterince tanımadıkları için Kürtlerin nasıl davranacağı konusunda sürekli yanılgıya açık değerlendirmeler yapan, buna bağlı olarak yaşadıkları toplumların vereceği tepkileri kestiremeyen tahminler yürüten bir konuma düşmektedir; böylece her tarafın eleştirisini ve kızgınlığını da üzerlerine çekmektedirler.

Orta Doğu’da güç dengeleri ve değişmeyen gerçekler

Amerikalıların Orta Doğu’yu iyi anlayamamaları sadece Kürtlere uzun vadede destekleyemeyecekleri roller vermeleriyle sınırlı değildir. Orta Doğu’da etkili olması söz konusu olan üç ülke bulunuyor: Türkiye, İran ve Mısır. İran’ın bölgede etkili olmak bakımından bazı dezavantajları olduğu söylenebilir. Bir kere bölgenin kenarındadır. İkinci olarak bölgede azınlık mezhebi olarak görülen Şiiliğin önderi konumundadır ki, bilindiği gibi bu mezhep daha merkezde olan ülkelerce benimsenmemekte, bilakis karşı çıkılmaktadır. Bu zaafını aşmak için İran bölgenin muhtelif yerlerinde konuşlanmış topluluklarda kendisine bağlı güçler oluşturmayı öngörmüştür. Bunlar arasında Irak siyasetinde etkili olan Haşdi Şabi türünden yarı askeri örgütlenmeleri, Lübnan’da Hizbullah’ı ve Yemen’deki Husileri saymamız mümkündür. Türkiye ise uzun süreler bölge ile ilgilenmemiş, bölge siyasetinden uzak durmuştur. Şu andaki Türkiye hükümeti, Türkiye’nin bölgenin en güçlü ülkesi olduğuna ilişkin bir takım inançları kovalamakla birlikte, kendi başına etkili olması konusunda güçlüklerin farkındadır. Son olarak Mısır, geçmişte Arap dünyasında şekillendirici bir rol oynamış olmakla birlikte, şu sıralar kendisi zor ayakta duran bir konuma düşmüş bulunmaktadır; diğer Arap ülkelerini yönlendirecek bir güce sahip değildir.

Türkiye-İran rekabeti, birbirinden toprak isteme seviyesine çıkmaz

Daha önce de belirtilmiş olduğu gibi, Türkiye Orta Doğu’da egemen bir role sahip olmak istese bile, bölgenin kenarında olmak bir yana, yakın tarihte eskiden yönettikleri bölgedeki çatışmaların dışında kalmaya çalışmıştır. Çoğu Türk lider, Arapların Türklerin önderliğine özlem duymadığını, Türklerin önderliğini aramadığını çok iyi bilmektedir. Türkiye’nin İran ile rekabetçi ilişkileri olabilir ama kökenleri 1638’e kadar giden bir anlayışa göre, iki ülke rekabetlerini medeni sınırlar içinde tutacak, her halükarda birbirinden toprak istemek seviyesine çıkarmayacaktır.

Bütün bu söylediklerimiz neye işaret ediyor? Bölgeye dönük siyasayı tasarlayan zevat Kürtlerin İkinci Dünya Savaşı sonrası sınırları kesinleşen devletlerin vatandaşı olduğunu bilerek hareket etmelidir. İkinci olarak, bu zevat Arapların başkalarının liderliğini kabul etmeyeceklerini bilmek zorundadırlar. Son olarak, başkaları ne kadar gayret ederse etsin, Türkiye ile İran’ın savaşması söz konusu değildir. Amerikalı dostlarımızın da siyasalarını bu verileri kaale alarak tasarlamaları gerekmektedir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler