Ana içeriğe geç

Uygulanan politika “ortodoks” olabilir, ama “rasyonel” değil!

Uygulanan politika “ortodoks” olabilir, ama “rasyonel” değil!
Ekonomim.com
16

Türkiye’deki son dönem gelişmeleri kısaca tanımlamak istersek iktisadi tasarımların başarısızlığı karşısında siyasi tasarımların ön plana çıktığı bir dönemden söz edebiliriz. Ben ise burada iktisadi tasarımların neden istenen sonuçları elde edemediğine dair bir kaç noktaya değinmek istiyorum. (Siyasi tasarımları ise nereden baktığınıza bağlı olarak mevcut iktidarın devamlılığını sağlamak için yapılan manevralar veya Türkiye’nin siyasal ve ekonomik olarak egemen güçlerle eklemleşme çabaları olarak okumak mümkün.)

Proramın başarı(sız)lığını irdelerken bazı “dışsal” (ekzojen) faktörleri tamamen göz ardı etmek yanlış olur. Bunlar hepimizin bildiği gibi sırasıyla COVUD-19 pandemisi, Rusya-Ukrayna savaşı, Kahramanaraş depremi ve ABD-İran savaşı. Tüm bunların ekonomimiz üzerinde ciddi etkileri olduğu yadsınamaz. Ancak, her şeye rağmen, bu faktörler enflasyonu kontrol altına alma başarısızlığının bir gerekçesi de olamaz.

Son 3 ayda artan enerji fiyatları başarısızlığın bir gerekçesi olamaz

Öncesinde, enflasyonu kontrolden çıkaran “irrasyonel” politikayı biliyoruz: Türkiye gibi sermaye serbestisi olan, güçlü bir para birimi (hard currency) olmayan, son derece yüksek bir dolarizasyon ve de -böyle bir deyim yok ama- altınizasyon (ki esasen dolarizasyon ile aynı şey) oranı olan bir ekonomide Mart 2021’den Haziran 2023’e kadar finansal baskılama rejimi uygulanmaya çalışılması...

Asıl sorulması gereken soru ise “ekonomi yönetimi kendince “rasyonel” politikalara geçtikten sonraki 3 yılda neden hedeflenen sonuçlara ulaşılamadı?” sorusu. Baştan söyleyeyim, son 3 ayda artan enerji fiyatları bu başarısızlığın bir gerekçesi olamaz. Buradan gelen etkinin yansımadığı mart ayı sonuçları da enflasyon bağlamında başarısızdı. Sonrasında ise eşel mobil sistemi sayesinde enerji fiyat artışları izole edildi. Hatta, bu sayede Mayıs’ta enerji fiyatlarında bir miktar gerileme bile olmuş olabilir.

Keza, mayısta taze gıda fiyatlarında da önemli bir oranda gerileme bekleniyor. Buna rağmen 12 aylık enflasyonda az da olsa gene de bir artış söz konusu olacak. Ancak enflasyonun gidişatı açısından asıl takip edilmesi gereken hizmet sektörü fiyatlamaları. Bu da büyük ölçüde bir türlü kırılamayan enflasyon beklentilerine bağlı.

‘Star’ sektör savunmaya rağmen dış açık gidişatı parlak değil

Mayıs dış ticaret rakamları da henüz yayınlanmadı, ancak TL’nin her ay artan değerliliğinin ticaret açığımızı artırmakta olduğu çok net. Bu ay ihracatta anormal bir düşüş de görülebilir, ancak bu önemli ölçüde takvim etkisinden kaynaklanacaktır. (Bayram tatilinin bu sene Haziran’dan Mayıs’a kaymasının etkisi.) Neticede, savunma sanayi gibi bazı “star” sektörlerimize rağmen dış açık gidişatı parlak değil.

Uygulanılmaya çalışılan “ortodoks” politikalara göre enflasyonu düşürmenin tek yolu büyümenin iyice daraltılması. Ancak iktisat siyasetten bağımsız yürütülemez. Özellikle Türkiye bağlamında “rasyonellik” bu olgunun da ekonomi politikalarını belirlerken dikkate alınmasını gerektirir. Halbuki, 14 Mayıs’taki Enflasyon Raporu’ndaki meşhur enflasyon tahminleri grafiği çıktı açığının önümüzdeki 6 ay içinde daha da artırılmasını ve yaklaşık 1.5 sene daha düşük seviyelerde götürülmesini öngörüyor. Orada yazmayan ama hepimizin bildiği paralel bir politika da bu gelecek 2 senede kurların baskılanarak TL’nin daha da değerli hale getirileceği.

Peki, böyle bir politika kurgusu rasyonel mi? İlk çeyrekte gelen %2,5’lik büyümenin bile pek çok sektörde ciddi sancılar yarattığı bir ortamda ekonomiyi daha da daraltmak, üretim ve ihracatı azaltmak, yüksek reel faizlerle üretim maliyetlerini daha da artırmak, ve bu kurgudan üreticilerin fiyat düşürmek zorunda kalması sayesinde azalan bir enflasyon beklemek “rasyonel” mi? Türkiye’de enflasyon bu şekilde ne zaman düşmüş, ve bu düşüş kalıcı olmuş mu? Yoksa, asıl rasyonel davranan bir türlü enflasyon beklentilerini düşürmeyen hanehalkları mı?

Halbuki, arzı kısmadan “rasyonel” sanayi ve tarım politikalarıyla şu 3 senede hem enflasyon, hem büyüme konusunda önemli kalıcı adımlar atılabilirdi. (Bu arada 1. çeyrek milli gelir rakamları tarım ve imalat sanayimiz için büyük alarm vermekte. Her 2 sektörün de milli gelir içindeki payı son 30 senenin en düşük seviyelerine gerilemiş durumda!) Ancak buna hazırlıklı bir altyapı olmadığı gibi, yönetimde böyle bir bilinç de yok. Varsa yoksa sıcak para yatırımcılarının kısa vadeli kâr beklentilerini beslemek ve bu uğurda bütçe açığını daraltmak gibi “performans kriterleri”ni tutturmaya çalışmak!

Kaynağa Git

İlgili Haberler