Bazı yabancı analistler uygulanmakta olan ekonomi programının Türkiye’yi krizin eşiğinden kurtardığını belirtiyorlar. Mayıs 2023 seçimleri öncesindeki koşullar dikkate alındığında, duruma sanki öyle de bakılabilir gibi geliyor ilk anda. Ama o an -ki çok kısa bir süre- geçince hemen birkaç sorunun sorulması kaçınılmaz oluyor. Birincisi, krize ramak kalan ekonomi programı uzaydan mı geldi? İkincisi, o programın uygulanmasına yol açan kurumsal yapı ve yönetim anlayışı değişti mi? Mesela, karar alıcıların uygulanmasını arzu ettikleri faiz politikasını Merkez Bankası’na uygulatmak için gerekli yönetim değişikliklerini yapmalarına izin veren yasal değişiklikler yapıldı mı? Merkez Bankası bağımsızlığı güvencede mi?
Sorun salt ekonomi programı değil ki
Geçmişi bırakıp program dönemine bakalım. Yukarıdaki iki soruya ek olarak iki soru daha var sırada: Üçüncüsü, son iki çeyreğin ortalama çeyreklik büyüme hızının 0,25, bunun yıllıklandırılmış değerinin ise yüzde 1 olduğu dikkate alındığında, bu kadar düşük büyümeye şimdi uygulanmakta olan program yol açmadı mı? Dördüncüsü, cuma günü açıklanacak ve yüzde 32 civarında olması beklenen mayıs ayı enflasyonu ile birlikte, son 11 aydır enflasyon yüzde 30,7 ile 33,5 arasında hapsolmaktan nefessiz kalmadı mı?
Farklı bir ifadeyle, asıl soru şu: Anayasamızda yapılan değişiklikler sonrasında geçtiğimiz yeni sistemde yaşanmadı mı bunlar? Bu çerçevede bakıldığında, sorun salt ekonomi programı değil ki. Ekonomideki gidişat salt tasarlanan ve uygulanmakta olan ekonomi programından etkilenmiyor ki. Siyasette olan biten ya da yargı kararları ekonomide önemli hareketlere yol açmıyorlar mı?
Geldiğimiz durum şu: Büyüme düşerken enflasyonda önemli bir katılık oluştu. Bu katılığı hem az önce verdiğim yıllık enflasyon değerleri hem de aşağıdaki grafik net biçimde ortaya koyuyorlar. “Katı ama hiç olmazsa kontrolden çıkıp yükselmiyor” diye de düşünenler olabilir. İşte burada yakın geçmişe bakmak gerekiyor. Bu ülkede yıllık ortalama enflasyon 2004-2016 döneminde yüzde 6,3 ile yüzde 10,4 arasında dalgalandı. Bu dönemin ortalama enflasyonu yüzde 8,3 oldu. Küresel krizin başladığı 2008’deki yüzde 10,4 değerini dışarıda bırakırsak, hep tek hanede kaldı. Çok belirgin bir katılık söz konusuydu. Hatta, yüzde 6,3 (2009) ve yüzde 6,5 (2011) gibi iki düşük değer daha dışarıda bırakılıp kalan on yıla bakılırsa, enflasyonun neredeyse yüzde 8’e yapışıp kaldığı görülür. Türkiye’nin artık kalıcı olarak tek haneli bir enflasyon ülkesi olduğu, ilerideki hedefin ise enflasyonu daha da düşürmek olduğu düşünülüyordu.
Ama sonra ne oldu? 2017-2021 döneminde ortalama yüzde 15’e, dönemin sonunda ise yüzde 20’ye yükseldi. Ve nihayet şapkadan tavşan çıktı, 2022’de yüzde 72’ye (TÜİK) sıçradı. İTO’ya göre bu değer çok daha yüksek oldu: Yüzde 87. Kıssadan hisse: Katı diye avunma, bir sıçrar ki şaşırma…