Ana içeriğe geç

Yeni Parti: Yeni olan nedir?

Muratcan Işıldak, CHP yöneticilerinin yetiştiği Sosyal Demokrasi Derneği’nde uzun yıllar genel sekreterlik yaptı. CHP Ankara İl Yöneticisi olarak çalışmalarını sürdüren Işıldak, Genç Düşünce Enstitüsü’nde de başkanlık yapıyor. Işıldak’ın Yeni Parti üzerine değerlendirmelerini sunuyoruz

Yeni Parti: Yeni olan nedir?
Aydınlık
16

Türkiye’de yeni bir siyasi parti kurmak, yalnızca yeni bir isim, yeni bir amblem ve yeni kadrolarla siyaset sahnesine çıkmak değildir. Bir partiyi gerçekten “yeni” yapan, ayrıldığı siyasal gelenekten hangi fikirlerle koptuğu, hangi yeni toplumsal sözleşmeyi önerdiği ve ülkeye nasıl bir devlet, toplum ve ekonomi modeli sunduğudur. Bu nedenle Yeni Parti’nin programını, tüzüğünü ve kurumsal kimliğini birlikte değerlendirmek gerekiyor. Sorulması gereken temel soru ise oldukça nettir: CHP’den ayrılmayı gerektirecek kadar değişen nedir?

SÖYLEM DEĞİŞİM PROGRAM ONARIM

Programın sloganı iddialı: “Bu kara düzeni değiştireceğiz.” Ancak metin dikkatle incelendiğinde, “kara düzen”in ne olduğu açık biçimde tarif edilmiyor. Ne neoliberal ekonomi politikaları doğrudan eleştiriliyor ne özelleştirmelerle hesaplaşmaya yönelik somut bir irade ortaya konuluyor ne de sermaye ve mülkiyet ilişkilerini dönüştürmeyi hedefleyen yapısal önerilere yer veriliyor. Düzeni değiştirme iddiasıyla başlayan söylem, daha çok mevcut sistemi daha şeffaf, daha liyakatli ve daha kurallı işletmeyi amaçlayan bir reform programına dönüşüyor.

Kısacası söylem değişime, program ise onarıma dayanıyor.

FİNANSMAN NASIL DENETLENECEK?

Programın ideolojik çerçevesi de dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. CHP, 2025 Parti Programı’nda kendisini açıkça “sosyal demokrat parti” olarak tanımlarken, “sosyal demokrasi” ve “sosyal demokrat” kavramlarını 27 kez kullanıyor. Yeni Parti ise bu tanımlamadan özellikle uzak duruyor, kendini yalnızca “çağdaş sosyal demokrat değerlerden beslenen” bir hareket olarak ifade ediyor ve “sosyal demokrat” kavramına program boyunca yalnızca bir kez yer veriyor.

Programın dikkat çeken bir diğer başlığı ise siyasetin finansmanına ilişkin taahhütlerdir. Metinde, “Siyasetin finansmanı şeffaflaştırılacak, denetlenebilir ve hesap verebilir hâle getirilecektir. Siyasi Etik Yasası çıkarılacaktır.” denilmektedir. Türkiye siyasetinin uzun yıllardır en önemli tartışma alanlarından biri olan bu konuda böyle açık bir iradenin ortaya konulması önemlidir. Ancak programın bundan sonraki adımda hangi mekanizmaları öngördüğü belirsizdir. Parti ve seçim kampanyalarının finansmanı nasıl denetlenecek? Bağışlara üst sınır getirilecek mi? Şirketlerin ve tüzel kişilerin bağışları nasıl düzenlenecek? Siyasi partilerin gelir-gider hesapları kamuoyuna açık hâle getirilecek mi? Adayların mal varlığı ve seçim harcamaları düzenli olarak açıklanacak mı? Siyasi Etik Yasası hangi yaptırımları içerecek? Program bu sorulara henüz cevap vermemektedir. Oysa Türkiye’de siyasete güvenin yeniden tesis edilebilmesi için bu başlığın yalnızca bir ilke beyanı olarak kalmaması, somut ve uygulanabilir düzenlemelerle desteklenmesi gerekmektedir.

‘PİYASA’YA DOKUNMUYOR

Öte yandan Yeni Parti’yi “yeni ANAP” olarak nitelemek de programı yeterince okumamaktır. “Yeni kamuculuk”, planlama, güvenceli emek ve temel vatandaşlık geliri gibi öneriler bakımından metin, Avrupa’daki birçok merkez sol partiden daha müdahaleci bir ekonomik yaklaşım ortaya koyuyor. Ancak aynı programda kamulaştırma, stratejik sektörlerde kamu mülkiyetinin genişletilmesi, servet vergisi, ekonomik demokrasi ve emeğin yönetim süreçlerine katılımı gibi sosyal demokrasinin klasik yapısal araçları bulunmuyor. Bu nedenle program, piyasa ekonomisinin sınırlarını değiştirmekten çok sosyal devlet mekanizmalarını güçlendirmeyi hedefleyen bir anlayışta kalıyor.

‘KURUCU DEĞERLER’E ÖRTÜK YAKLAŞIM

Programın en fazla tartışılacak bölümü ise demokratikleşme başlığıdır. Bir yandan Atatürk ilke ve devrimlerine, Cumhuriyet’in kurucu felsefesine ve üniter devlet yapısına bağlılık vurgulanırken diğer yandan “eşit yurttaşlık”, “ana dil hakkı” ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın eksiksiz uygulanması gibi Türkiye’de uzun yıllardır siyasal ve hukuki tartışmaların merkezinde yer alan kavramlara yer veriliyor. Esasen mesele bu kavramların programda bulunması değildir. Asıl mesele, bunların hangi anayasal ve siyasal çerçevede yorumlandığının yeterince açıklanmamış olmasıdır. Cumhuriyet’in kurucu değerlerine güçlü vurgu yapan bir siyasi hareketin, bu başlıklardaki yaklaşımını yoruma ihtiyaç bırakmayacak açıklıkta ortaya koyması beklenirdi.

ÖNSEÇİM GÜVENCE ALTINA ALINMIYOR

Tüzük de benzer biçimde hem güçlü hem de tartışmalı yönler içeriyor. En önemli tartışma milletvekili adaylarının belirlenme yönteminde ortaya çıkıyor. Önseçim, örgüt denetiminde önseçim, aday yoklaması ve merkez yoklaması dâhil beş farklı yöntem tanımlanıyor; hangi yöntemin uygulanacağına ise il örgütlerinin görüşü alınarak Parti Meclisi karar veriyor. Ancak Parti Meclisi’nin il örgütlerinin iradesine aykırı karar vermesi durumunda ne olacağı düzenlenmiyor. Daha da önemlisi, üyelerle yapılacak örgüt denetimindeki önseçim temel ve bağlayıcı yöntem olarak güvence altına alınmıyor. Böylece örgüt içi demokrasinin en kritik başlığı tüzük yerine yönetmeliğe bırakılıyor.

Buna karşılık tüzüğün en dikkat çekici yönü temsil mekanizmalarıdır. Parti organlarında yüzde 50 cinsiyet kotasının hedeflenmesi ve yüzde 25 gençlik kotasının öngörülmesi, bunun da en az yüzde 10’unun 18-25 yaş grubuna ayrılması, Türkiye siyasetinde temsil açısından önemli ve olumlu bir düzenleme olarak öne çıkıyor. Bu yönüyle Yeni Parti, gençlerin ve kadınların karar alma süreçlerine katılımı konusunda mevcut partilerin önemli bir bölümünden daha iddialı bir hedef ortaya koyuyor.

LOGO VE SİYASAL İLETİŞİM

Yeni Parti’nin kurumsal kimliği de ayrıca değerlendirilmelidir. Logo yalnızca estetik bir tercih değildir, siyasal iletişimin en güçlü araçlarından biridir. Türkiye’de hâlâ okuma güçlüğü yaşayan seçmenler bulunduğu, yaş ilerledikçe görme keskinliğinin azaldığı düşünüldüğünde, amblemin sandıkta kolay ayırt edilebilmesi büyük önem taşır. Türk siyasetinde Ecevit’in güvercini, Demirel’in kıratı veya üç hilal yalnızca grafik tasarım örnekleri değil, seçmenin hafızasına yerleşmiş güçlü siyasal sembollerdi.

Bu açıdan bakıldığında Yeni Parti’nin logosunun aynı etkiyi oluşturduğu söylenemez. Kullanılan ikon güçlü ve özgün bir siyasal sembol üretmekte zorlanırken, tipografinin birçok kişiye dijital platform estetiğini, özellikle Netflix’in görsel dilini çağrıştırması kurumsal kimlik açısından ayrı bir tartışma yaratıyor. Kırmızı-beyaz renk tercihi ise tek başına ayırt edici bir kimlik oluşturmuyor. Zira bugün Türkiye’de çok sayıda siyasi parti aynı renk paletini kullanıyor. Oysa güçlü bir siyasi marka, renk, sembol ve tipografinin birlikte seçmen hafızasında kalıcı bir bütün oluşturmasıyla inşa edilir.

AYRILMAYI GEREKTİRECEK KADAR DEĞİŞEN NE?

Bu açıdan Yeni Parti ne CHP’nin basit bir devamıdır ne de Türkiye siyasetinde köklü bir paradigma değişimini temsil etmektedir. Programında dikkat çekici öneriler, tüzüğünde önemli yenilikler ve temsil mekanizmalarında olumlu düzenlemeler bulunmaktadır. Ancak bütün bunlar bir araya geldiğinde cevap bekleyen temel soru değişmemektedir:

CHP’den ayrılmayı gerektirecek kadar değişen nedir?

Eğer bu sorunun cevabı yalnızca yeni kadrolar, farklı bir üslup ve bazı kavramsal tercihlerden ibaretse, seçmenin bunu “yeni bir siyaset” olarak görmesi kolay olmayacaktır. Çünkü Türk siyasetinde kalıcı olan tabelalar değil, fikirlerdir. Yeni Parti’nin önündeki asıl sınav da tam olarak budur: CHP’den ayrıldığını anlatmak değil, CHP’den neden ayrılması gerektiğini ve Türkiye’ye hangi özgün siyasal perspektifi sunduğunu toplumun geniş kesimlerine ikna edici biçimde gösterebilmek.

Kaynağa Git

İlgili Haberler