Atasözü "Kalbe giden yol mideden geçer" der; ancak günümüz dünyasında bu rota doğrudan uluslararası diplomasiye ve küresel siyasete çıkıyor. Ülkeler, küresel imajlarını yeniden şekillendirmek, turist çekmek ve diplomasi masasında daha güçlü bir sandalye kapmak için tencerelerini kaynatıyor. "Gastrodiplomasi" olarak adlandırılan bu yaklaşım, özellikle orta ölçekli devletler için ekonomik ve politik alan açan stratejik bir yumuşak güç aracına dönüştü.
İtalya gibi küresel ölçekte ABD ya da Çin kadar devasa bir ekonomik büyüklüğe sahip olmayan ülkeler, mutfaklarıyla sınırları aşıyor. Makarna, pizza, espresso ve gelatonun küresel simgelere dönüşmesi; İtalya’yı uluslararası kamuoyunda yalnızca turist çekim merkezi yapmakla kalmıyor, ülkeyi yüksek kalite ve rafine zevklerin temsilcisi olarak tescilliyor.
SİYASET SOFRASINDAN STRATEJİ MASASINA
Liderler masasında yemeğin stratejik güç olarak kullanımı yeni bir kavram değil aslında. Birleşik Krallık Başbakanı Winston Churchill’in müzakerelerdeki en güçlü kozlarından biri diplomatik yemeklerdi. 1972 yılında ABD Başkanı Richard Nixon’ın, Çin Başbakanı Zhou Enlai ile katıldığı devlet yemeğinde çubuk (chopstick) kullanması, iki dev arasındaki ilişkilerin yumuşatılmasında tarihi bir sembol olarak hafızalara kazındı.
Bugün ise strateji daha çok turizm ve ekonomi odaklı işliyor. Araştırmalara göre, her 10 kişiden 9’u tatil destinasyonunu seçerken gideceği ülkenin mutfak kültürünü belirleyici bir faktör olarak görüyor.

LEZZETİN BÜYÜSÜ VE İMAJ İNŞASI
Fransız mutfağı, stil, lüks ve gelenekle özdeşleşerek dünya gastronomisinin altın standardı haline geldi. Bembeyaz örtülü masaları, sous chef ya da chef de partie gibi köklü mutfak hiyerarşilerini televizyon ekranlarında görsek de görmesek de zihnimizde Fransız mutfağının yeri bellidir.
Paris’te bir kafede oturduğunuzu hayal edin... Sokaktan yükselen Fransızca sohbetlerin arasında, fırından yeni çıkmış tereyağlı bir kruvasanın kokusu ve taze demlenmiş kahvenin buğusu burnunuza geliyor. Ya da İspanya’nın güney kıyılarında bir barda; mavi gökyüzünün altında paprikayla harmanlanmış deniz ürünlerinin dumanı tüterken buz gibi bir içeceği yudumluyorsunuz. Ülkeler zihnimizdeki bu sahneleri canlı tutmak ve kültürlerine cazibe katmak için bilinçli politikalar yürütüyor.
AVRUPA’DA YENİ GASTRODİPLOMASİ DALGASI
Avrupa Birliği, "Enjoy, it's from Europe" (Tadını Çıkarın, Avrupa'dan) sloganıyla yürüttüğü kampanyalarla üye ülkelerin tarım ve gıda ürünlerini dünya vitrinine çıkarıyor. AB, bu pazarlama faaliyetlerine ciddi bütçeler ayırarak Çin, Japonya, Güney Kore, Singapur ve Kuzey Amerika gibi yüksek potansiyelli pazarları hedefliyor.
YENİ İSKANDİNAV MUTFAĞI HAREKETİ
Danimarka, İsveç, Norveç ve Finlandiya’nın 2004 yılında imzaladığı Nordic Kitchen Manifesto ile başlayan "Yeni İskandinav Mutfağı" hareketi, yerel ve sürdürülebilir ürünleri modern pişirme teknikleriyle buluşturdu. Şefler çevre dostu yaklaşımlarıyla dünyada ses getirirken, bölgenin "doğaya yakın, sosyal sorumlu ve modern" imajı tabaklar aracılığıyla güçlendi.

GÜNEYDOĞU ASYA’DAN İLHAM VEREN BAŞARILAR
Gastrodiplomasi kavramı ilk kez 2002 yılında The Economist dergisinde Tayland’ın "Global Thai" kampanyasını tanımlamak için kullanıldı. Tayland hükümeti, yurt dışındaki Tay restoranlarının sayısını artırmak için şu adımları attı. Malzeme ithalatını kolaylaştırırken Taylandlı şeflerin yurt dışında çalışmasını destekledi. Restoran sahiplerine düşük faizli krediler sundu.
Sonuçlar şaşırtıcı oldu; yurt dışındaki Tay restoranı sayısı 16 yılda 5 bin 500'den 15 binin üzerine çıktı; ülkeye gelen uluslararası turist sayısı ise 10 milyondan 40 milyona fırladı. Benzer bir başarıyı Güney Kore elde etti. 2010 yılında kurulan Dünya Kimchi Enstitüsü, K-Pop ve Kore sinemasının yarattığı küresel dalgayı arkasına alarak geleneksel fermente lahana yemeğini dünya çapında bir fenomene dönüştürdü.
GEOPOLİTİKA, UNESCO VE GASTRONASYONALİZM RİSKİ
Yemekler aynı zamanda jeopolitik çekişmelerin de odağı. Örneğin, Ukrayna, geleneksel Borsch çorbasını UNESCO’nun "Acil Koruma Altındaki Somut Olmayan Kültürel Miras" listesine kaydettirerek kültürel kimliğini koruma yolunda önemli bir diplomatik adım attı. Ancak yemeğin aşırı markalaşması ve milli gurur meselesi haline gelmesi bazı tehlikeleri de beraberinde getiriyor:
Estonya’nın Eurovision şarkısı Espresso Macchiato’nun İtalyan kahve kültürüyle dalga geçmesi gibi olaylar, yemek kültürlerinin hassas bir tartışma konusuna dönüşebileceğini gösteriyor.
Yemeğin milliyetçilik malzemesi yapılması, "bizden olan" ve "olmayan" ayrımını körükleyebiliyor. Örneğin; İspanya, İtalya, Yunanistan ve Fas gibi ülkelerin girişimiyle UNESCO listesine giren Akdeniz Diyeti; Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın bu mutfağa yaptığı yüzyıllık katkıları göz ardı ettiği gerekçesiyle eleştiriliyor.
BİLİNÇLİ BİR TÜKETİCİ VE GEZGİN OLMAK
Tabaklarımıza gelen lezzetlerin arkasında genellikle devlet destekli büyük reklam kampanyaları, teşvikler ve kültürel stratejiler yer alıyor. Bir ülkenin belirli bir yemeği tanıtması, o yemeğin tamamen o ülkeye ait olduğu anlamına gelmiyor; çünkü mutfaklar yüzyıllar süren göç, ticaret ve etkileşimin ortak ürünü. Küresel bir lezzeti tadarken o yemeğin arkasındaki tarihi, kültürel geçişkenliği ve Orta Doğu’dan Akdeniz’e, dünyanın bambaşka yerlerine uzanan ortak mirası düşünmek mutfak kültürlerine daha derinlikli bir perspektiften bakmayı sağlayacaktır.
Odatv.com