Bugün sofraya oturduğumuzda en büyük endişemiz yemeğin fazla tuzlu ya da soğuk olması olabilir. Oysa 17. yüzyıl İtalya'sında bazı erkekler için akşam yemeği, hayatlarının son öğünü olabiliyordu.
Her şey hafif bir mide ağrısıyla başlıyor, ardından kusma, yüksek ateş, şiddetli susuzluk ve giderek ağırlaşan halsizlik geliyordu. Günler hatta haftalar boyunca süren bu gizemli hastalık sonunda ölümle sonuçlanıyordu. Dönemin hekimleri sebebini açıklayamıyor, otopsiler ise neredeyse hiçbir iz bulamıyordu.
İnsanlar tek bir isimden korkuyordu, Aqua Tofana.
Renksizdi, kokusuzdu, neredeyse tatsızdı. Ve en önemlisi, yemeklerin içinde fark edilmiyordu.
Efsaneye göre Aqua Tofana, Palermo, Sicilya ve Roma'da faaliyet gösteren gizli bir kadın ağı tarafından üretiliyor ve satılıyordu. Zehir çoğu zaman küçük kozmetik kutularında ya da parfüm şişelerinde saklanıyor, böylece evde kimsenin dikkatini çekmiyordu.
Kadınlar birkaç damla zehri akşam çorbasına ya da eşlerinin içtiği şaraba ekliyordu.
Arsenik tek seferde öldürebilecek kadar güçlü olmasına rağmen zehir satıcıları kadınlara farklı bir yöntem öğretiyordu. Dozu zamana yaymak. Bir hafta, bazen iki hafta boyunca her öğünde birkaç damla...
Hatta bazı kadınlar şüphe çekmemek için bir gün ara veriyor, hasta eş biraz toparlanınca yeniden zehir vermeye devam ediyordu. Bu sırada evlerine farklı doktorlar çağrılıyor, doktorlar ise hastalığın nedenini anlamaya çalışıyordu. O dönemde zehirlenme ile doğal hastalıkları ayırt etmek neredeyse imkansızdı.