Mutlak butlan kararının üzerinden bugün itibarıyla tam 50 gün geçti.
Siyasette bazı dönemler vardır; aylar yıllar gibi geçer. Bazı dönemler ise yalnızca birkaç hafta içinde ülkenin siyasi dengelerini tamamen değiştirebilir. Bugün geriye dönüp baktığımızda, geçen elli günün sıradan bir bekleyiş olmadığını görmek gerekiyor. Çünkü bu süreç, yalnızca Cumhuriyet Halk Partisi'nin iç meselesi olmaktan çıkmış; Türkiye siyasetinin geleceğini etkileyebilecek bir dönüm noktasına dönüşmüştür.
Karar öncesinde yapılan açıklamalar hafızalarda hâlâ tazeliğini koruyor.
Henüz mahkeme kararı ortada yokken, olası bir mutlak butlan ihtimaline ilişkin kamuoyuna peş peşe güven veren mesajlar veriliyordu. "A planımız hazır", "B planımız hazır", "C planımız hazır" ifadeleri yalnızca bir siyasi söylem değildi. Bu açıklamalar, her senaryonun çalışıldığı, her ihtimale karşı hazırlık yapıldığı ve karar ne olursa olsun sürecin yönetileceği algısını oluşturuyordu.
Doğal olarak kamuoyu da bu sözlere inanarak şu beklentiye girdi:
"Karar çıkarsa, yol haritası da hazırdır."
Fakat bugün geldiğimiz noktada aradan tam elli gün geçmiş olmasına rağmen, kamuoyuna açıklanmış kapsamlı ve somut bir siyasi strateji ortaya konulmuş değil.
Tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor:
Siyasette elli gün gerçekten uzun bir süre midir?
Türk siyasi tarihi bu sorunun cevabını defalarca vermiştir.
52 günde yeni bir siyasi hareket doğdu
14 Ağustos 2001 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları Adalet ve Kalkınma Partisi'ni kurdu.
Bu tarih, yalnızca yeni bir partinin kuruluş tarihi değildir.
Türkiye'nin son yirmi beş yılına damga vuracak yeni bir siyasi dönemin başlangıcıdır.
Dikkat çekici olan ise süredir.
Fazilet Partisi, Anayasa Mahkemesi tarafından 22 Haziran 2001 tarihinde kapatıldı.
Aradan yalnızca 52 gün geçti.
Ve yeni parti kuruldu.
Sadece iki ay içerisinde;
yeni parti programı hazırlandı,
kurucular kurulu oluşturuldu,
teşkilatlanma başladı,
kamuoyuna yeni siyasi vizyon anlatıldı,
logosundan söylemine kadar yeni bir siyasal kimlik inşa edildi.
Bugün geriye dönüp bakıldığında, bu süreç olağanüstü bir siyasi organizasyon örneği olarak değerlendirilmektedir.
Çünkü siyaset boşluk kabul etmez.
Belirsizlik uzadıkça inisiyatif başka aktörlerin eline geçer.
Türk siyasi tarihi bunun örnekleriyle dolu
Aslında bu yalnızca AK Parti örneği değildir.
Muhsin Yazıcıoğlu, MHP'den ayrıldıktan kısa süre sonra Büyük Birlik Partisi'ni kurarak kendi siyasi çizgisini oluşturdu.
Numan Kurtulmuş, Saadet Partisi'nden ayrıldıktan yaklaşık bir ay sonra HAS Parti'ni kurdu.
Ahmet Davutoğlu, AK Parti'den ayrıldıktan üç ay sonra Gelecek Partisi'ni kurdu.
Ali Babacan, uzun hazırlık sürecinin ardından DEVA Partisi'ni kurarak yeni bir siyasi alternatif ortaya koydu.
Muharrem İnce ise CHP'den ayrıldıktan kısa süre sonra Memleket Partisi'ni kurdu.
Elbette bu partilerin tamamı aynı başarıyı elde edemedi.
Kimisi iktidara yürüdü.
Kimisi belirli bir seçmen kitlesinde kaldı.
Kimisi ise siyasal etkisini zamanla kaybetti.
Ancak ortak nokta şuydu:
Karar alındığında beklenmedi.
Siyasi irade hızla ortaya konuldu.
Siyasette zaman yalnızca takvim değildir
Siyasette zaman, sıradan vatandaşın günlük hayatında ölçtüğü zaman değildir.
Bir hafta içerisinde hükümetler kurulabilir.
On gün içerisinde ittifaklar değişebilir.
Yirmi gün içerisinde parti dengeleri tamamen farklılaşabilir.
Bir ay içerisinde kamuoyu gündemi baştan sona değişebilir.
Bu nedenle elli gün, siyaset açısından son derece uzun bir süredir.
Özellikle kriz dönemlerinde...
Liderlik tam da böyle zamanlarda kendisini gösterir.
Kriz yönetimi, yalnızca sorunları tespit etmek değil; çözüm yönünü de gösterebilmektir.
Toplum belirsizlik değil, istikamet görmek ister.
Beklentiyi yükselten açıklamalar
Bugünkü tartışmanın temelinde de aslında bu beklenti yatıyor.
Çünkü karar öncesinde yapılan açıklamalar oldukça iddialıydı.
"A planı."
"B planı."
"C planı."
Bu ifadeler, her ihtimal üzerinde çalışıldığı ve her senaryoya hazır olunduğu anlamına geliyordu.
Dolayısıyla bugün kamuoyunun doğal olarak sorduğu soru şudur:
Bu planlar neydi?
Hangi aşamaya gelindi?
Mevcut yapı içerisinde devam mı edilecek?
Yoksa farklı bir siyasi model mi tercih edilecek?
Yeni bir hareket mi doğacak?
Mevcut parti mi yeniden yapılandırılacak?
Yoksa tamamen farklı bir strateji mi uygulanacak?
Bu soruların hiçbirine ilişkin kapsamlı bir yol haritası henüz kamuoyuyla paylaşılmış değildir.
Siyasette belirsizlik maliyet üretir
Belirsizlik yalnızca örgütleri yormaz.
Seçmeni de yorar.
Parti teşkilatlarını da yorar.
Milletvekillerini de yorar.
Belediye başkanlarını da yorar.
Siyasetin en önemli sermayelerinden biri öngörülebilirliktir.
Bir lider, taraftarlarına yalnızca umut vermez.
Aynı zamanda yön gösterir.
Yön gösterilemeyen her gün ise farklı yorumların ortaya çıkmasına neden olur.
Bugün kamuoyunda onlarca farklı senaryonun konuşulmasının temel nedeni de budur.
Çünkü resmî yol haritası açıklanmadığında, boşluğu kulisler doldurmaya başlar.
Tarih fırsatları bekleyenleri değil, değerlendirenleri yazar
Siyasi tarih incelendiğinde büyük dönüşümlerin ortak özelliği görülmektedir.
Hiçbiri uzun bekleyişlerin ürünü değildir.
Kararlar alınmıştır.
Riskler üstlenilmiştir.
Yeni yollar açılmıştır.
Recep Tayyip Erdoğan'ın 52 gün içerisinde AK Parti'yi kurması bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.
Doğru ya da yanlış, beğenilsin ya da eleştirilsin; siyasi tarih açısından bu süreç, güçlü bir organizasyon kapasitesi ve hızlı karar alma iradesi olarak kayıtlara geçmiştir.
Bu çerçevede ;
Bugün mutlak butlan kararının üzerinden tam elli gün geçti.
Elbette her siyasi hareketin kendi dinamikleri, hukuki şartları ve stratejik tercihleri vardır. Bir partinin veya liderliğin geçmişteki başka örneklerle birebir aynı takvimi izlemesi beklenemez. Ancak siyaset biliminin temel gerçeklerinden biri değişmez: Kriz dönemlerinde zaman, en kritik stratejik unsurlardan biridir.
Bu nedenle kamuoyunun, karar öncesinde dile getirilen "A, B ve C planlarının" ne olduğuna ilişkin açıklama beklemesi son derece doğaldır. Çünkü siyasette güçlü liderlik yalnızca krizleri öngörmekle değil, öngörülen kriz karşısında hangi yolun izleneceğini zamanında ortaya koyabilmekle ölçülür.
Elli gün, takvim açısından kısa görünebilir; ancak siyasi tarih açısından bazen bir dönemin kapanıp yeni bir dönemin başlamasına yetecek kadar uzun bir süredir. Bu nedenle bugün asıl tartışılan mesele, geçen elli gün değil; bu elli günün sonunda ortaya konulacak siyasi iradenin ne olacağıdır. Bu sorunun cevabı ise yalnızca ilgili siyasi aktörler tarafından verilebilir. Bu zamana kadar kamuoyuna açıklanmış somut bir yol haritası bulunmadığı için, bundan sonrası ancak atılacak adımlarla şekillenecektir.