Başak Nur GÖKÇAM
Dünya genelinde petrol bazlı plastiklerin çevreye verdiği zarar her geçen gün büyürken, küresel ticaret ağları da yeşil dönüşümün sert kurallarıyla yeniden modelleniyor.
Sektörler bu değişime ayak uydurmaya çalışırken, işin temelinde toprağı, çiftçiyi ve ekosistemi bütünsel olarak koruyan bir üretim biçimi yatıyor. Sürdürülebilirlik, artık şirketler için bir imaj çalışması ya da dönemsel bir moda terim olmanın ötesinde, varoluşsal bir realite olarak karşımıza çıkıyor.
Temelleri onlarca yıl önce atılan yerli üretim hamlelerinde, bugünün modern sürdürülebilirlik terimleri henüz literatürde yokken bile geleceği koruma stratejisinin var olduğu ortada. Bu dönüşüm kapsamında sürdürülebilirlik sürecini tedarikçisinden çalışanına kadar bir bütün olarak ele aldıklarını belirten Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Nuri Çomu,
“Bizim için sürdürülebilirlik varoluşun temel yapıtaşı. Bunu bir moda terim olarak değil, bir realite olarak paylaşıyorum. 1974 yılında un fabrikası alırken rahmetli dedemin prensibi ‘Memlekette bir fabrika kapanmasın ve devam etsin’ şeklindeydi.
O dönemki düşüncesi çalışanlar, tedarikçiler ve oradaki ekosistemdi. 50 yıl öncesinde sürdürülebilirlik terimi yoktu ama hep ‘Ben yarını nasıl kalacağım? Çocuklarıma ne bırakacağım?’ stratejisi vardı. Babamdan da çok duyduğum ‘Ben kendim için değil, torunlarım için çalışıyorum’ sözü, grubumuzun desturlarından birisi oldu” dedi.
Giren üründen yüzde 100 fayda sağlanıyor
Tarım ve sanayi entegrasyonunda ham maddenin her zerresinin değerlendirilmesi, döngüsel ekonominin en temel kurallarından biri. Tesislerde sıfır atık prensibine yaklaşmanın ve katma değeri artırmanın önemine değinen Çomu, üretim felsefelerine ilişkin şu bilgileri paylaştı:
“Bizim birinci prensibimiz, tesise giren üründen yüzde 100 oranda faydalanmaktır. Bu yüzden ana işlerimizin çıktıları bizde yem işinde bir son ürüne tekrar dönüşür ya da nişasta işinin çıktısı mısır yağı ihracatına dönüşür. Geçmişteki ham maddemizi daha katma değerli şekilde yarına taşıyoruz. Şu anda biz nişastadan onlarca farklı türde ürün üretiyoruz. Bunların başında Poliol grubu, Sodium Glyconate, Dextrin gibi Türkiye’de tek olan ürünler var.”
Çiftçinin ve toprağın dijital karnesi
İklim değişikliğinin getirdiği riskleri minimize etmek, toprağın biyolojik yapısını korumaktan ve üreticiyi bilinçlendirmekten geçiyor. Geleneksel yöntemlerin ötesine geçerek çiftçilerle sürdürülebilir tarım faaliyetleri yürüttüklerini belirten Çomu, “Toprak aynı bir canlı gibidir.
Bu sene mısır ekerseniz önümüzdeki yıl toprağın yapısı değişir. Herhangi bir gübre veya ilaç kullanırsanız toprağın yapısı değişir. Biz çiftçinin tarım aşamasında tohumdan hasata kadar yaptığı süreci tamamen kayıt altına alırız. Bu çalışmayı sertifikalandırıyoruz.
O aşamada günbedün o çiftçinin kullanacağı gübreyi nerede tuttuğundan ne zaman ve ne kadar attığına kadar birçok veri hem dijital olarak hem de kayıt olarak takip ediliyor. Çiftçiye hem eğitimler veriyoruz hem de tükettiği her şeyi, su dahil takip ediyoruz” bilgisini verdi.
Uzun vadeli projeksiyonlarda çevresel yatırımların kısa vadeli kâr güdüsünün önüne geçmesi gerektiği, sürdürülebilir ekonominin en zorlu dönemeçlerinden biri. Bu kapsamda geçmişte Muş Ovası’nda tütün yerine ayçiçeği üretimini yaygınlaştırarak bölgeyi kalkındıran projeler geliştirdiklerini ifade eden Mustafa Nuri Çomu, “Bizim projeksiyonlarımız genellikle daha uzun vadeli projeksiyonlardır.
Muş projesinde o dönem yurt dışında ayçiçek fiyatları düştü, biz söz verdiğimiz ayçiçeğini Türkiye’den temin ettik. Çünkü biliyoruz ki çiftçiden aldığınızı, yaptığınızı çiftçi unutmayacak. Önümüzdeki sene eşit şartlarda olursanız sizi tercih edecek. Bugün biz orada katlanırsınız. Ham maddeyi her zaman daha pahalıya almaya çalıştı ve bunu yaptı. Bu sayede piyasa şartlarının daha eşit olduğu durumlarda bu sefer tedarikçimiz bizi tercih etmeye başladı” diye konuştu.
Regülasyonların ötesinde yeşil dönüşüm
Avrupa Birliği standartlarının ve küresel yeşil direktiflerin şirketleri zorunlu bir değişime sürüklediği bir dönemde, kurallardan önce harekete geçebilmek ihracatta büyük bir rekabet avantajı yaratıyor.
2016 yılında sürdürülebilirlik komitesini kurduklarını ve ana çekirdeği 10 kişi olmak üzere proje ekipleriyle birlikte 40 kişiye yakın bir ekibin bu alanda çalıştığını belirten Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Nuri Çomu, “Büyük oranda bir şeyler zorunlu olmadan önce yapıyoruz. Sözleşmeli tarımın esamesi okunmazken, 15 yıl önce sürdürülebilir tarım faaliyetlerine başladık. Sınırda karbonla alakalı Avrupa’daki regülasyonlar yayınlandığı dönemde, Türkiye’ye henüz gelmemişken bunlarla ilgili adımlarımızı attık, yatırımlarımızı yaptık ve verimli teknolojilere geçtik.
Şu anda biz Kapsam 1 ve Kapsam 2 alanında hazırız. Sektörümüz henüz Avrupa’da da dahil gıda sektörüne dahil değil ama biz şu anda herhangi bir talep olması halinde hazırız. Romanya’da ham madde alımıyla alakalı bir firmamız var. Dünyanın her bir yanından ham maddemizi sağlayacak ağ kurduk, dirençli bir yapımız var” dedi.
80 milyon dolarlık güneş enerjisi yatırımı
Sunar bünyesinde son 5 yıldır öz tüketimi karşılamak adına yenilenebilir enerji yatırımlarına hız verilmiş durumda. Türkiye’nin ithal enerji bağımlılığını azaltmayı hedefleyen grubun enerji yol haritasına göre son 5 yılda yapılan yatırımlarla 50 MW güce ulaşıldığı belirtildi. Bu kapasite, mevcut üretimin yaklaşık yüzde 50-60’ını karşılıyor. Ayrıca Adana, Adıyaman, Yozgat, Eskişehir, İzmir, Antalya, Ankara ve Çankırı gibi farklı illerde gerçekleşecek yatırımlarla kapasite 100 MW seviyesine çıkarılacak. Toplamda yaklaşık 80 milyon dolarlık bir bütçeyle hayata geçirilecek bu yatırımlar sayesinde 2027 sonunda tesislerin tükettiği enerjinin yüzde 100’ü güneşten üretilecek.