Sevilay ÇOBAN
Türkiye’nin yapay zekâ alanında nasıl bir yol izlemesi gerektiğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Eczacıbaşı, “Biz küresel modellerin pasif birer tüketicisi mi olacağız, yoksa şartları kendi kültürümüz ve çıkarlarımız doğrultusunda biz mi yazacağız?” sorusunu yöneltti. Yakın dönemde açıklanan 2026-2030 Yapay Zekâ Eylem Planı’nı önemli bir adım olarak değerlendiren Eczacıbaşı, TBN’nin hazırlık sürecine katkı sunduğunu ve bundan sonra da kamu ile iş birliği içinde çalışmaya hazır olduklarını söyledi.
TBV ve İstanbul Teknik Üniversitesi liderliğinde kurulan Yapay Zekâ Türkiye Platformu (AITR) tarafından yapay zekânın Türkiye’deki gelişimi ve gelecek dönem hedeflerini konu alan Yapay Zekâ - Hızlandırılmış Dönüşüm Çağında Yönetişim Etik ve Risk raporu kamuoyuyla paylaştı. Toplantıda, yapay zekânın iş dünyası, kamu ve toplum üzerindeki etkileri kapsamlı şekilde değerlendirildi.
Bağımsızlığı etkileyen stratejik alan
AITR raporunun TBV’nin 30 yıldır savunduğu vizyonun bugüne uyarlanmış hâli olduğuna işaret eden Eczacıbaşı, yapay zekânın yalnızca teknolojik bir gelişme değil, ülkelerin rekabet gücünü ve bağımsızlığını doğrudan etkileyen stratejik bir alan haline geldiğini söyledi. Eczacıbaşı, bu süreçte “egemen yapay zekâ” anlayışının önemine dikkat çekerek, “Egemen yapay zekâ aynı zamanda kendi dilimizde düşünen modeller geliştirmek, kendi verimizin kendi sınırlarımızda kalması, kendi değerlerimizi koruyabilmek ve vatandaşımızın mahremiyetini güvence altına almak anlamına da geliyor. Bir ülkenin en ileri teknolojiye sahip olsa bile, kullanılan modelin kuralları başkası tarafından yazılıyorsa tam bir egemenlikten söz edilemez; bu bir ‘özgürlük” meselesidir’ ifadelerini kullandı.
Riskleri bugünden görmek zorundayız
AITR Eş Başkanı Prof. Dr. Altan Çakır, “Üretken yapay zekânın Türkiye ekonomisine sağlayabileceği yıllık yüzde 5’e varan GSYİH katkısı, doğru politika, doğru beceri yatırımı ve güçlü bir ekosistem koordinasyonu ile gerçek bir kalkınma fırsatına dönüşebilir” derken, AITR Eş Başkanı Levent Kızıltan, “Şimdi yapay zekâ ile çok daha hızlı ve çok daha dönüştürücü bir dalga ile karşı karşıyayız ve faydaları düşündüğümüz kadar yarın karşımıza çıkabilecek riskleri de düşünerek hareket etmek zorundayız” şeklinde konuştu.
Girişimlerin yurt dışında kendini göstermesi tesadüfe kalıyor
Türkiye’deki teknoloji girişimlerin global ile yarışına dair soruya yanıt veren AITR Eş Başkanı Levent Kızıltan, “Türkiye’de GSYF’lerin en büyükleri 20-30 milyon dolarlık fonlardan bahsediyoruz. Bunlar bizim gözümüzde büyük rakamlar olabilir ama girişimi alıp onu ölçeklendirip sonra da yurt dışında gösterebilecek noktaları getirmek için maalesef yeterli değiller.
Geçtiğimiz bir iki sene içerisinde sadece Avrupa’da ve ABD’deki 3 tane fon büyüklüğüne bakalım. Bunlardan bir tanesi NATO’nun Innovation Fund’u yaklaşık 1,5 milyar dolarlık bir fon. İkincisi Avrupa Birliği’nin European Deep Tech Innovation Fund’u. Bu da yaklaşık 1,5 milyon euroluk bir fon. Bir de en son İngiltere’nin açıkladığı 1,5 milyar poundluk bir yapay zekâ fonu var. Türkiye Kalkınma Fonu’nun sunumuna gitmiştim iki ay kadar önce.
Onların fonunun 50 milyon dolar olduğunu duydum. Şimdi bir ülkenin 1,7 trilyon dolar büyüklüğünden bahsedecektiniz ama ülkenin bu konuyla ilgili yatırım yapması gereken bir alanda sadece 50 milyon dolar girişimcilere atayabildiğini düşünecek olursanız burada çok geriden geliyoruz. Dolayısıyla Türkiye’de özel sektör ve kamunun fonlarının gelişebileceği finansmanı erişim ortamını istenen düzeyde olmadığı müddetçe girişimlerimizin de yurt dışında kendilerini gösterebilmeleri oldukça tesadüfe kalıyor” dedi.
Yön vermede önemli payımız olm
Türkiye’deki yapay zekâ girişimlerinin ihtiyaç duydukları yatırımlara ulaşmada yaşadığı sorunlar hakkında değerlendirme yapan Faruk Eczacıbaşı ise “Bütün bu endişelerinizde haklısınız. Ama bizim görevimiz bu sorunların çözümüne yol açacak yolları bulmak. Analiz etmeliyiz, doğru anlayışlar getirmeliyiz. Bizim yapmamız gereken kurumlara bu tetiklemeyi yapabilmek. ‘Bunu yaparsan böyle olur. Bunu yapmazsan şu şekilde olur’u söylemeliyiz. Bir düşünce kuruluşu olarak bir aksiyon oluşturma yapısında bizlerin görevi bu olur. Yani yön vermede önemli bir payımızın olması gerekiyor” diye konuştu.