Nurdoğan A. ERGÜN
Yapay zekadan veri merkezlerine, ağır sanayiden elektrifikasyona kadar hızla artan küresel elektrik talebi, nükleer enerjiyi küresel enerji mimarisinin merkezine yerleştirdi. COP28 ve COP29 zirvelerinde küresel nükleer kapasitenin 2050’ye kadar üç katına çıkarılarak 1.500 GW seviyesine ulaştırılması hedefi, trilyon doların üzerinde devasa bir yatırım pazarını da beraberinde getiriyor.
Bu yeni dönemde, esnek yapısı ve düşük maliyet potansiyeliyle öne çıkan Küçük Modüler Reaktörler (SMR) başrolü oynuyor. Sadece SMR pazarının 2030’da 50 milyar dolara ulaşması bekleniyor. SMR dünyasında ticari fizibilitenin en kritik başlıklarından biri ise yatırım maliyetinin düşürülebilmesi. Büyük ölçekli nükleer santrallerde yatırım maliyetleri bugün ortalama kilowatt başına yaklaşık 7 bin dolar seviyesinde seyrederken, SMR’larda ilk uygulamalarda bu seviyenin kilowatt başına 5 bin dolar, seri üretime geçildiğinde ise 3 bin dolar seviyesine çekilmesi hedefleniyor.
Bu hesapla 100 MW sınıfındaki bir SMR için ilk yatırımın daha yüksek maliyetli olması beklenirken, seri üretim ve standartlaşma sonrasında yaklaşık 300 milyon dolarlık bir yatırım ölçeği hedefleniyor. IC Nükleer Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Murad Bayar’a göre, bu hedefin gerçekleşmesi modüler üretim, fabrikasyon, yerli tedarik zinciri, lisanslama süreçlerinin olgunlaşması ve yatırım sürelerinin kısalmasıyla mümkün olabilecek.
Türkiye’nin 2050 yılına kadar planladığı 20 GW’lık nükleer kapasite hedefi içindeki 5.000 MW’lık SMR payının stratejik önemine dikkat çeken Bayar, Türkiye’nin bu alanda bir müşteri olarak kalmayıp, kendi mühendislik ve sanayi ekosistemini kurarak bölgesel bir merkez olacağını belirterek, 5.000 MW’lık gücün beşte birine talip olduklarını kaydetti.
Amerikan ARC ile ortak teknoloji geliştiriliyor
IC Nükleer Teknoloji’nin ABD merkezli ARC Clean Technology ile başlattığı stratejik iş birliğine değinen Bayar, bu ortaklığın sıradan bir teknoloji transferi olmadığını söyledi. Dünyada ticari anlamda “al-kur-çalıştır” seviyesinde yaygın bir SMR pazarının henüz oluşmadığını belirten Bayar, “ARC ile kurduğumuz iş birliği, hazır bir teknolojiyi alıp Türkiye’de kurma projesi değil. Bu teknolojiyi mevcut gelişim aşamasından alıp birlikte olgunlaştırma, yerli tedarik zincirini geliştirme ve ekipmanları yerlileştirme süreci. Hedefimiz Türkiye’de geliştireceğimiz bu kapasiteyle çevre coğrafyalara da çözümler sunmak” diye konuştu.
Ağır sanayi ve veri merkezleri için kesintisiz güç
Bayar’ın ifadelerine göre, SMR’lar sadece birer elektrik üretim tesisi olarak değil yapay zekâ ve bulut bilişim teknolojileriyle şebekelere devasa yükler getiren hiper ölçekli veri merkezleri için de can simidi olmaya aday. Ayrıca, ARC-100 tasarımı gibi sodyum soğutmalı 4'üncü nesil reaktörlerin yaklaşık 550 santigrat seviyesinde proses ısısı sağlayabildiğini ifade eden Bayar, bu yüksek sıcaklığın demir-çelik, petrokimya, maden sahaları ve deniz suyunun arıtılması (desalinasyon) gibi yüksek enerji yoğun sanayi kollarında elektriğe dönüştürülmeden doğrudan ısı olarak kullanılabileceğini belirtti.
Bayar, yatırım noktalarının ağır sanayi kuruluşlarına yakın bölgeler olacağını aktararak, “2030’da ilk reaktörü tamamlamış olmayı hedefliyoruz” dedi. Bayar, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 3 ve 4. nesil teknoloji üretmek isteyenleri destekleyeceğini de hatırlattı.
Murad Bayar’ın aktardığı bilgilere göre, büyük ölçekli nükleer santrallerde kilowatt başına yatırım maliyetleri 7 bin dolar seviyesinde seyrederken, SMR’larda seri üretim ve standartlaşma ile bu rakam çok daha aşağılara çekiliyor. İlk uygulamalar kilowatt başına 5 bin dolar, seri üretimde ise kilowatt başına 3 bin dolara düşüyor. Bu maliyet yapısıyla, 100 MW sınıfındaki bir SMR için seri üretim aşamasında yaklaşık 300 milyon dolarlık bir yatırım ölçeği öngörüldüğünü kaydeden Bayar, IC Nükleer Teknoloji’nin uzun vadeli iş planlarında Türkiye’de 10, bölgede ise 20 reaktöre kadar ulaşabilecek bir potansiyel üzerinde çalıştığını açıkladı.
Yeni bir sanayi ekosistemi kurulacak
SMR’ların Türkiye açısından yalnızca yeni elektrik üretim kapasitesi anlamına gelmediğini vurgulayan Murad Bayar, bu teknolojilerin arkasında çok katmanlı bir sanayi ve mühendislik ekosistemi bulunduğunu söyledi. Bayar, “Bir SMR projesini yalnızca reaktör ünitesinden ibaret görmemek gerekir.
Her bir SMR uygulamasının arkasında nükleer ada, türbin-jeneratör sistemi, ısı değiştiriciler, pompalar, vanalar, kontrol ve otomasyon sistemleri, elektrik ekipmanları, inşaat ve montaj işleri, test altyapısı, kalite güvence, dokümantasyon ve lisanslama süreçlerini kapsayan çok katmanlı bir tedarik zinciri bulunuyor. Bu nedenle SMR alanında gelişmek, yalnızca bir reaktör teknolojisine erişmek değil; aynı zamanda bu teknolojinin etrafında geniş bir yan sanayi ve mühendislik ekosistemi kurmak anlamına gelir” dedi.
İTÜ ile nükleer teknolojide insan kaynağı iş birliği
Nükleer teknoloji alanında kalıcı olmanın yolunun yetişmiş insan kaynağından geçtiğini ve Türkiye’de bu anlamda sıkıntı yaşandığını vurgulayan Murad Bayar, bu doğrultuda İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ile stratejik bir protokol imzaladıklarını açıkladı. Böylece, Türkiye’de kurulacak nükleer teknopark kapsamında yerli reaktör geliştirme sürecine katkı sağlanması hedefleniyor. IC Nükleer Teknoloji, zaman içinde 150 kişilik nitelikli bir teknik ve mühendislik kadrosu oluşturarak genç mühendisleri bu sektöre kazandırmayı hedefliyor.