AB üye devletlerinden Slow Food temsilcileri, ortak öncelikleri belirlemek üzere Brüksel'de bir araya geldi. Avrupa Birliği Tarım ve Gıda Komiseri Christophe Hansen de Terra Madre Avrupa’nın final etkinliğine katıldı ve üreticilerle bir araya gelerek AB tarım ve gıda politikasının geleceğine dair fikir ve önerilerde bulundu.
Avrupa genelinde tarlalarda ve diğer alanlarda tarımsal ekolojik modeller zaten mevcut olsa da, AB politikaları parçalı kalmaya devam ediyor ve çevresel bozulmaya, ekonomik kırılganlığa ve sosyal eşitsizliğe katkıda bulunan sistemleri destekliyor.
Toplantıda Avrupa ve ötesindeki gıda sistemlerinin geleceği için öneriler sunuldu. Çiftçilerin, üreticilerin ve daha sürdürülebilir ve dayanıklı gıda sistemlerine geçişi ve deneyimlerini yansıtan sonuçta ortaya çıkan öneriler, Avrupa Komiseri Hansen'e sunuldu.
Brüksel’de düzenlenen Terra Madre Avrupa toplantısı, küresel gıda krizinin ve iklim değişikliğinin gölgesinde, sürdürülebilir tarımın geleceğine dair hayati bir kırılma noktasına ev sahipliği yaptı. Toplantının ana eksenini, endüstriyel tarım modelinin gezegene ve insanlığa kestiği ağır fatura karşısında, "agroekoloji" temelli sistemlerin artık kaçınılmaz bir geçiş modeli olduğu gerçeği oluşturdu.
Toplantıda söz alan Slow Food Genel Sekreteri Marta Messa, gıda sistemlerindeki dönüşümün sanılandan çok daha yakın olduğunu belirterek, “Avrupa'da geçiş zaten gerçekleşiyor,” dedi. Messa’nın bu tespiti, kıta genelinde yerel toplulukların ve küçük üreticilerin sessiz ama derinden gelen devrimini özetler nitelikteydi. Agroekolojik sistemlerin sadece çevresel bir kurtuluş olmadığını, aynı zamanda sosyo-ekonomik bir can simidi olduğunu vurgulayan Messa, sözlerini şöyle sürdürdü: “Agroekolojik sistemler, biyoçeşitlilikten daha güçlü yerel ekonomilere ve çiftçiler için onurlu bir yaşama kadar açık kamu yararları sağlıyor, ancak yine de marjinal olarak ele alınıyorlar. Eksik olan, onları norm haline getirecek siyasi tutarlılıktır.”
Messa’nın işaret ettiği bu "siyasi tutarlılık" eksikliği, Brüksel koridorlarında ve AB’nin Ortak Tarım Politikası (CAP) müzakerelerinde sıkça karşılaşılan çok uluslu tarım lobilerinin baskısını akıllara getiriyor.
Kağıt üzerinde biyoçeşitliliği koruma sözü veren politikalar, uygulamada dev endüstriyel işletmeleri desteklemeye devam ettikçe, agroekoloji ve küçük aile çiftçiliği ne yazık ki "alternatif" veya "marjinal" bir niş alan olarak kalma riskiyle karşı karşıya kalıyor.
Slow Food’un tabandan gelen bu çağrısı, küresel tarım politikalarını belirleyen en üst düzey kurum olan Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından da güçlü bir şekilde karşılık buldu. Toplantıya çevrimiçi olarak katılan FAO Genel Müdür Yardımcısı Maurizio Martina, agroekolojiyi romantik bir köy hayatı özlemi ya da marjinal bir tarım pratiği olarak görmediklerinin altını çizdi. Martina, FAO'nun tarımsal ekolojiyi, hem sürdürülebilir hem de ekonomik olarak uygulanabilir bir geçiş için tek geçerli yol olarak gördüğünü vurguladı.
Martina’nın bu çıkışı, tarımın geleceğine dair ekonomik kaygıları olan çevrelere verilmiş en net yanıttır. Endüstriyel tarımın iddia ettiği "dünyayı doyurma" tezi; kuruyan su kaynakları, can çekişen topraklar ve yok olan biyoçeşitlilik karşısında çökmüştür. Gerçek ekonomik sürdürülebilirlik, girdiye bağımlı (kimyasal gübre, pestisit, hibrit tohum) sistemlerde değil; doğanın döngülerini taklit eden, toprağı karbon yutağı haline getiren ve yerel tohumu koruyan agroekolojik modellerdedir.
AGRAEKOLOJİNİN ÜÇ SACAYAĞI
Terra Madre Avrupa’da ortaya konan vizyon, agroekolojinin sadece bir üretim tekniği değil, bütünsel bir felsefe olduğunu gösteriyor:
Biyoçeşitlilik ve İklim Direnci: Monokültür (tek tip) üretime karşı, polikültür ve yerel çeşitliliği savunan agroekoloji, agro-ekosistemleri iklim krizinin getirdiği aşırı hava olaylarına karşı dirençli kılar.
Güçlü Yerel Ekonomiler ve Gıda Egemenliği: Üretici ile tüketici arasındaki mesafeyi kısaltan, kooperatifleri ve doğrudan pazarlamayı destekleyen bu model, paranın küresel şirketlerin kasasına değil, yerel topluluğun içinde kalmasını sağlar.
Çiftçiler İçin Onurlu Bir Yaşam: Endüstriyel tarımın borç sarmalına soktuğu, toprağına ve emeğine yabancılaştırdığı çiftçi; agroekoloji sayesinde kendi üretim sürecinin özneliğini yeniden kazanır. Adil fiyatlandırma ve adil emek, bu sistemin temel harcıdır.
Brüksel'deki Terra Madre buluşması, sahadaki pratiklerin ve bilimsel verilerin artık aynı noktada buluştuğunu kanıtlıyor: Agroekoloji işliyor, kazandırıyor ve yaşatıyor.
Ancak Marta Messa’nın da haklı olarak belirttiği gibi, bu başarı hikayelerinin istisna olmaktan çıkıp genel geçer bir kural, yani "norm" haline gelmesi için devletlerin ve uluslararası yapıların tarım teşviklerini, yasalarını ve ticaret anlaşmalarını bu yönde radikal bir şekilde dönüştürmesi gerekiyor.
Avrupa ve dünya, endüstriyel tarımın miyadını doldurmuş ezberleri ile geleceği inşa edemez. Geçiş halihazırda başlamıştır; şimdi ihtiyaç duyulan tek şey, bu geçişin önünü açacak cesur ve tutarlı bir siyasi iradedir.