Ana içeriğe geç

Emzirmenin hiç konuşulmayan tarafı

Bir yemek yazarı yıllarca tabaktaki hikayeleri anlattı. Anne olduğunda ise ilk kez kendisinin bir başkasının sofrasına dönüştüğünü fark etti. Bu kişisel deneyimini bakın nasıl anlatmış.

Emzirmenin hiç konuşulmayan tarafı
Odatv
16

Yıllar boyunca restoranları gezen, şeflerle konuşan ve yemek kültürü üzerine yazılar kaleme alan Jess Mayhugh için yiyecek hep tabağın içindeydi. Bir yemeğin hikayesini araştırıyor, malzemelerin kökenini inceliyor, tariflerin ardındaki kültürü anlamaya çalışıyordu.

Fakat anne olduktan sonra gastronomiye bambaşka bir yerden bakmaya başladı. Çünkü bu kez tabağın üzerindeki yemek değildi. Yemeğin kendisiydi. Emzirmeye başladığında ilk kez, başka bir insanın kahvaltısı, öğle yemeği ve akşam yemeği olmanın ne anlama geldiğini deneyimledi. Ve bunun düşündüğünden çok daha karmaşık olduğunu fark etti.

İNSAN BEDENİNİN EN ŞAŞIRTICI MUTFAĞI

Hamileliği boyunca emzirmeyi doğal ve kolay bir süreç olarak hayal etmişti. İnsan bedeninin, bebeğin ihtiyaç duyduğu besini hiçbir ücret ödemeden ve tam zamanında üretebilmesi ona adeta biyolojik bir mucize gibi görünüyordu. Ancak doğumdan sonra işler beklediği gibi gitmedi. Anne sütünün hemen gelmediğini öğrendi.

Uzmanlara göre doğumdan sonra sütün tam olarak gelmesi yaklaşık 72 saati bulabiliyor. Bu süreçte bebeğin ilk besini, halk arasında "ilk süt" olarak bilinen kolostrum oluyor.

New Mexico Üniversitesi'nde insan sütü üzerine çalışan ebe ve araştırmacı Prof. Katie Kivlighan'a göre kolostrum aslında hamileliğin yaklaşık 16. haftasından itibaren üretilmeye başlıyor. Doğumun ardından plasentanın ayrılmasıyla progesteron seviyesi hızla düşüyor; bebeğin memeyi emmesi ise prolaktin hormonunu harekete geçirerek meme bezlerine artık gerçek süt üretme sinyali gönderiyor. Bu geçiş sırasında sütün yağ, karbonhidrat ve sıvı oranı değişiyor ve birkaç gün içinde olgun anne sütü oluşuyor.

Emzirmenin hiç konuşulmayan tarafı - Resim : 1

Toplumda emzirme çoğu zaman içgüdüsel ve zahmetsiz bir süreç gibi anlatılıyor. Oysa gerçek deneyim çoğu kadın için bundan çok farklı. Mayhugh'un oğlu memeyi tutabiliyordu ama her emzirme dayanılmaz bir acıya dönüşüyordu. Daha sonra bebeğinde dil ve dudak bağı olduğu anlaşıldı. Cerrahi müdahalenin ardından bebeğin emme şekli düzelse de bu kez başka bir sorun ortaya çıktı. Biberona alışan bebeği artık memeyi istemiyordu.

Anne sütünü almaya devam ediyordu ama bu kez doğrudan annesi yerine süt sağma makineleri, cam biberonlar ve silikon emzikler aracılığıyla...

SUNUM DA ÖNEMLİ

Yazarın en çarpıcı benzetmelerinden biri tam da burada ortaya çıkıyor. Bir restoranda sunumu da önemlidir. Bebekler için de durum bazen benzer olabiliyor. Şişeden süt içmeye alışan bir bebek için meme, artık daha zahmetli bir seçenek haline gelebiliyor. Mayhugh bunu mizahi bir dille şöyle özetliyor: "Neden bütün balığı ayıklayasın ki, masada fileto edilmiş hali önüne geliyorken?"

ANNE OLMAK BAZEN BİR SÜT ÇİFTLİĞİ GİBİ HİSSETTİRİYOR

Sütünü sağarak bebeğini besleyen pek çok kadın, kendisini zaman zaman bir süt çiftliğinde çalışıyormuş gibi hissettiğini söylüyor. Emzirme danışmanı Olena Dobczansky bunun şaşırtıcı olmadığını belirtiyor. Çünkü birçok toplumda kadınların emzirdiğine günlük hayatta pek tanık olunmuyor. Bu nedenle insanlar memeyi çoğu zaman yalnızca süt veren bir organ olarak düşünmeye başlıyor. Mayhugh ise bedenini bir çiftlikten çok küçük bir üçüncü nesil kahve dükkanına benzetiyor.

Tek müşterisi var. Ama o müşteri günün her saati geliyor. Üstelik dükkanın satın aldığı her malzeme büyük önem taşıyor. Çünkü annenin yediği, içtiği ve bedenine aldığı her şey sonunda bebeğe ulaşıyor.

ANNE SÜTÜ GERÇEKTEN BEBEĞE GÖRE DEĞİŞİYOR

Bilim insanlarının en dikkat çekici bulgularından biri ise anne sütünün sabit olmaması. Emzirme danışmanı Sunayana Weber'e göre anne sütü, bebeğin ihtiyaçlarına göre sürekli değişen canlı bir besin. Anne bebeğini emzirdiğinde, ten tene temas ettiğinde hatta onu öptüğünde bile vücudu yeni sinyaller alıyor. Bu bilgiler doğrultusunda sütün besin değeri yeniden düzenleniyor. Mayhugh da bunu kendi deneyiminde gözlemlediğini anlatıyor. Oğlu büyüdükçe süt miktarı arttı. Günün farklı saatlerinde sütün içeriği değişti. En şaşırtıcı olan ise hastalık dönemiydi. Ailece mide enfeksiyonu geçirdiklerinde anne sütü kendiliğinden daha sulu hale gelmişti. Böylece bebeğin daha fazla sıvı alması sağlanmıştı. Yazar bu durumu çarpıcı bir benzetmeyle anlatıyor: "Soğuk algınlığıyla restorana gittiğinizi ve mutfağın hiçbir şey söylemeden size otomatik olarak bol baharatlı bir pho çorbası gönderdiğini düşünün."

BİR TABAKTAN ÇOK DAHA FAZLASI

Mayhugh için annelik artık gastronomiye bambaşka gözlerle bakmak anlamına geliyor. Dondurucusunda brokoli poşetleri ve dondurmaların yanında onlarca poşet donmuş anne sütü duruyor. Oğlu büyüse bile bu sütler onun beslenmeye devam etmesini sağlayacak.

Bir zamanlar yalnızca yemek sistemlerini yazan bir gazeteci için bu deneyim önemli bir gerçeği görünür kılıyor. Bir insanı beslemek; zaman, emek, sabır ve görünmeyen bir bakım işi gerektiriyor. Ve belki de anne sütünün en büyük mucizesi tam burada yatıyor. Emzirme süreci suçluluk, yorgunluk, belirsizlik ve fiziksel zorluklarla dolu olabilir. Ama sonunda bir gerçek değişmiyor.

O anda, o bebek için dünyada onun ihtiyacı olan tek besin sizsiniz. Ve bundan daha eşsiz bir yemek yok.

Odatv.com

Kaynağa Git

İlgili Haberler